gozumun_nurusun_ya_resulallah.sitemynet.com

Anasayfam
KATLİAM RESİMLERİ COCO COLA
ESMA-ÜL HÜSNA
FIKIH-İLMİHAL-AKAİD-KUR'AN MEALİ
İSLAMDA EVLİLİK
HAC VE UMRE REHBERİMİZ
PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI
PEYGAMBER EFENDİMİZİN İSİMLERİ VE VEDA HUTBESİ
HADİS-İ ŞERİFLER
SAHABE-İ KİRAM
ŞAH-I NAKŞİBEND
NAKŞİBENDİ TARİKATI
ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ 1.Bölüm
ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ 2.Bölüm
ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ 3.Bölüm
MÜSLÜMAN GENÇ 1.Bölüm
MÜSLÜMAN GENÇ 2.Bölüm
MÜSLÜMAN GENÇ 3.Bölüm
ÜYELERİN BÖLÜMÜ
Linkler Sayfam

FIKIH-İLMİHAL-AKAİD-KUR'AN MEALİ


lk_jhgf.gif

kuran.gif

İLMİHAL

FIKIH İLMİ ve İLMİHÂL KİTAPLARI


İnsanların yapması ve yapmaması lâzım olan işleri bildiren ilme "Fıkıh ilmi" denir. Dînin hükümlerini bilen müctehid âlimlere de "Fakîh" denir. Fıkıh bilgilerini derin âlimler, Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden çıkarmışlardır.
Din bilgileri ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Bunun için bir kimse Kur'ân-ı kerîmi, ihtiyaç miktarı ezberledikten sonra, fıkıhla meşgûl olmalıdır! Çünkü, Kur'ân-ı kerîmi ezberlemek farz-ı kifaye, fıkhın kendine lâzım olan miktarını öğrenmek ise farz-ı aynıdır.

Dinimiz fıkıh ilmine çok önem vermiştir. Nitekim, hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(İbâdetlerin en kıymetlisi fıkhı öğrenmek ve öğretmektir.)

(Herşeyin dayandığı direk vardır. Dinin temel direği, fıkıh ilmidir.)

Îmân, i'tikâd bilgilerini anlatan geniş ve derin ilme ise "İlm-i kelâm" denir. Kelâm ilmi âlimleri, çok büyük insanlardır ve kelâm kitâbları pek çoktur. Bu kitâblara, "Akâid kitâbı" da denir.

Amel edilecek, ya'nî kalb ile ve beden ile yapılacak ve sakınılacak şeylere, "Ahkâm-ı Şer'iyye" denir. Beden ile yapılacak ahkâm-ı şer'iyyeyi bildiren ilme "İlm-i fıkıh" denir.

Halk için yazılmış olan ve herkesin bilmesi ve yapması gereken kelâm, ahlâk ve fıkıh bilgilerini kısaca ve açıkça anlatan kitâblara "ilmihâl" kitâbları denir. Her müslümanın, evinde mutlaka ilmihâl kitabı bulundurması, dinini ilmihâl kitâbından öğrenmesi lâzımdır.

İlmihâl kitabını alırken de rastgele almayıp, dînini bilen, seven ve kayıran mübârek insanların ilmihâl kitâblarını alıp, çoluğuna ve çocuğuna öğretmek her müslümanın birinci vazîfesidir. Kendilerine din adamı ismi ve süsünü veren câhil ve sapık kimselerin sözlerinden ve yazılarından din öğrenmeye kalkışmak, kendini Cehenneme atmaktır.

Allahü teâlâ, kendisine tâbi' olunması için Resûlüne ve âlimlere tâbi' olunmasını istiyor. Âyet-i kerîmelerde meâlen buyuruldu ki:

(Ey Resûlüm! De ki; "Bana tâbi' olun!") [A. İmrân 31]

(Verdiğimiz bu misâlleri ancak âlimler anlar.) [Ankebût 43]

(Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43]

Hadîs-i Şerîflerde buyuruldu ki:

(Bilmediklerinizi sâlih [âlim]lerden sorun!)

(Câhillikten kurtulmanın yolu, bilenlerden sorup öğrenmektir.)

(Âlimlere tâbi' olun!)

(Âlimler rehberdir.)

Bu vesîkalardan anlaşıldığı gibi, din bilgileri ancak, bu âlimlerin kelâm, fıkıh ve ahlâk kitâblarından ve bu ilimlerin biraraya getirildiği, toplandığı "ilmihâl" kitâblarından öğrenilir.

Müctehid olmayanların tefsîr ve hadîs kitaplarından fıkıh bilgisi öğrenmesi imkânsızdır. Cehenneme gidecekleri hadîs-i şerîfte bildirilen "Yetmiş iki sapık fırkâ" âlimleri, Kur'ân-ı kerîmden yanlış ma'nâ çıkardıkları için sapıttılar. Âlimler sapıtınca, âlim olmayanların tefsîr okuması felâket olur. Kur'ân-ı kerîmin hakîkî ma'nâsını öğrenmek isteyen, Ehl-i sünnet âlimlerinin kelâm, fıkıh ve ahlâk kitaplarını okuması lâzımdır.




DİN NEDİR?


Soru: Din nedir?
Cevap: Din, insanları saâdet-i ebediyyeye ya'nî sonsuz saâdete, huzura götürmek için Allahü teâlâ tarafından peygamberleri vâsıtasıyla gösterilen yol demektir.

Soru: Resûl ile nebi arasında ne fark vardır?

Cevap: Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmdan beri, her bin senede, bir Peygamber vâsıtası ile, insanlara bir din göndermiştir. Bu Peygamberlere Resûl denir.

Her asırda, en temiz bir veya birkaç insanı Peygamber yaparak, bunlar ile dinleri kuvvetlendirmiştir. Resûllere tâbi' olan, kendilerine yeni bir dîn gönderilmiyen bu Peygamberlere de Nebî denir.

Soru: Bütün peygamberler neleri bildirmiştir?

Cevap: Bütün Peygamberler, Allaha, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere, Âhiret gününe, Kazâ-kaderin Allahtan olduğuna imân etmeyi bildirmişler, ya'nî hep aynı îmânı söylemiş, hepsi ümmetlerinden aynı şeylere inanmalarını istemişlerdir. Fakat, kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması lâzım olan şeyleri başka başka olduğundan, İslâmlıkları, müslümanlıkları da ayrıdır.

Soru : Günümüzde kaç çeşit din vardır?

Cevap: Bugün yeryüzündeki dinler ilâhî ve bâtıl [ilkel] dinler olmak üzere ikiye ayrılır.

Soru: İlkel din nedir?

Cevap: İlkel din, insanlar tarafından uydurulan inanç sistemidir. Zerdüştlük, Taoizm, Konfiçyüstlük, Budizm gibi.

Soru: İlâhî din nedir, kaça ayrılır?

Cevap: Asılları Allahü teâlâ tarafından bildirilen dinlerdir. Semâvî dinler de denilen ilâhî dinler, muharref ya'nî tahrif edilmiş, bozulmuş dinler ve hak din olmak üzere ikiye ayrılır.

Soru: Bozulmuş dinler nelerdir?

Cevap: Bozulmuş dinlerin asıllarını, Allahü teâlâ peygamberleri vâsıtasıyla bildirmiş, sonraları insanlar tarafından değiştirilmiştir. Hıristiyanlık ve Yahûdîlik böyledir.

Soru: Hak din nedir?

Cevap: Hak din ise, Allahü teâlâ tarafından gönderildiği şekilde bozulmadan kalan dindir.

Soru: Bugün yeryüzünde hak din var mıdır?

Cevap: Bugün yeryüzünde hak din olarak sâdece İslâm dîni vardır. İlk vahyolunduğu, bildirildiği gibi değişmeden günümüze kadar gelmiştir ve kıyâmete kadar da devâm edecektir.

Hak din

Soru: Âhirette kimler ni'mete kavuşacak?

Cevap: Hak dînin bildirdiği farzları yapanlara ve harâmlardan kaçınanlara Allahü teâlâ, âhirette ni'metler, iyilikler verecektir. Farzları yapmayanlara ve harâmlardan kaçınmıyanlara, âhirette cezâlar, acılar tattıracaktır.

Soru: Bugün hak dinden başkasına uyulabilir mi?

Cevap: İslâmiyet geldikten sonra, önceki dinlerin hükümleri yürürlükten kalkmıştır. Buna göre Yahûdîler ve Hıristiyânlar da dâhil bütün insanların İslâmiyeti din olarak seçmeleri gerekmektedir. Nitekim Allahü teâlâ, İslâmiyetten başkasını din olarak kabûl etmiyeceğini bildirmekte, Kur'ân-ı kerimde meâlen, (İslâm dîninden başka din istiyenlerin dinlerini Allahü teâlâ sevmez, kabûl etmez. İslâm dînine sırt çeviren, âhirette ziyân edecek, Cehenneme gidecektir) buyurmaktadır. (Âl-i İmrân 85)




ÎMÂN NEDİR?


Soru: Îmân nedir?
Cevap: Îmân, Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, deneye ve felsefeye dayanmaksızın, kalb ile tasdîk ve i'tikâd etmek, inanmak, dil ile ikrâr etmek, söylemektir.

Îmân görmeden olur. Çünkü, görerek, düşünerek anlamaya kalkışarak inanmak, îmân olmaz, o şeyi bilmek, anlamak olur. Bu şey de, Allahü teâlânın yarattığıdır. Bunu, O'na ortak yapmış oluruz. Belki de, O'ndan başkasına îmân etmiş oluruz. Akla uygun olduğu için inanırsa, akla îmân etmiş olur. Peygambere îmân etmiş olmaz. Veya, Peygambere ve akla birlikte îmân etmiş olur ki, o zaman Peygambere güven tam olmaz. Güven tam olmayınca, îmân olmaz. Çünkü, îmân parçalanamaz.

Soru: Îmânı korumak için ne yapmak lâzımdır?

Cevap: Îmânı korumak için îmânı ve îmânı gideren şeyleri, farzları ve harâmları ya'nî dînin emir ve yasaklarını öğrenmek ve bunlara uymak şarttır.

Soru: Müslüman kimdir?

Cevap: Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şeylere tereddütsüz îmân edene, müslüman denir. İnandığı hâlde, dînin emir ve yasaklarını yerine getirmiyen mü'min olsa da müslümanlığı tam değildir.

Soru: Îmânla amelin birbiri ile ilişkisi nedir?

Cevap: Îmân, muma benzer; dînin emir ve yasakları, koruyan fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, "İslâmiyet" tir, İslâm dînidir. Fenersiz, muhâfazasız mum çabuk söner. Îmânsız, İslâm olamaz. İslâm olmayınca, îmân da yok olur. Amelsiz, ibâadetsiz îmân sâhibinin, âhirete îmânla gitmesi güç olur.

Îmânın şartları

Soru: Îmânın şartı kaçtır?

Cevap: Îmânın şartı altıdır. Bunlar Allaha, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere, Âhiret gününe, Kazâ-kaderin Allahtan olduğuna inanmaktır. Buna kısaca Âmentü denir.

Soru: İnanılacak işlerde öncelik var mıdır?

Cevap: Her müslümanın önce îmânın altı şartını bilmesi ve inanması gerekir. Çünkü bir kimsenin düzgün bir îmânı, i'tikâdı yoksa, bu kimsenin yaptığı bütün ibâdetlerin, iyiliklerin hiçbir faydası olmaz. Doğru, düzgün bir i'tikâda sahip olduktan sonra, dînin yasak ettiği şeylerden kaçınıp, dînin emrettiği şeyleri yapmak gerekir. Bu sıraya dikkat edilmezse daha sonra yapılanlar faydasız olur, bir işe yaramaz.

Allahü teâlâya îmân

Soru: Âmentü billâhi ne demektir?

Cevap: Âmentü billâhi ifâdesi, Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inandım, îmân ettim, demektir. Allahü teâlâ vardır ve birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. Mekândan münezzehtir, ya'nî bir yerde değildir. Ayrıca Allahü teâlânın sıfatlarını da bilmek şarttır.

Allahü teâlânın sıfatları ikiye ayrılır: Sıfât-i zâtiyye, sıfât-i sübûtiyye.

Allahü teâlânın sıfât-i zâtiyyesi altıdır. Bunlar:

1- Kıdem, evveli yoktur.

2- Bekâ, sonu yoktur.

3- Kıyâm bi-nefsihi, hiç kimseye muhtaç değildir.

4- Muhâlefetün lil-havâdis, hiç kimseye benzemez.

5- Vahdâniyyet, birdir ortağı, benzeri yoktur.

6- Vücûd, var olmasıdır.

Allahü teâlânın sıfat-i sübûtiyyesi ise sekizdir. Bunlar:

1- Hayât, diridir.

2- İlm, herşeyi bilir.

3- Semi, işitir.

4- Basar, görür.

5- İrâde, dileyicidir. Yalnız O'nun dilediği olur.

6- Kudret, herşeye gücü yeter.

7- Kelâm, söyleyicidir.

8- Tekvîn, hâlıktır, yaratıcıdır. Her şeyi yaratan, yoktan var eden O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur.

Allahü teâlânın görmesi, işitmesi, insanların görmelerine, işitmelerine benzemez.

Meleklere îmân

Soru: Îmânın ikinci şartı nedir?

Cevap: Îmânın ikinci şartı, meleklere îmândır. "Ve melâiketihi", ben Allahü teâlânın meleklerine inandım, îmân ettim, demektir.

Soru: Meleklerin özellikleri nelerdir?

Cevap: Melekler yiyip içmezler. Günâh işlemezler. Meleklerde, erkeklik, dişilik olmaz. Piyasada birçok yerde kanatlı kadına benzer resimler var. Böyle resimler, Hıristiyan hurâfeleridir. Bize Hıristiyanlardan geçmiştir. Hıristiyanlar, melekleri hâlâ Allahın kızları olarak bilirler, böyle inanırlar.

Bu şekilde inanmak, böyle resimlere hürmet edip, yukarı asmak çok tehlikelidir.

Meleklerin en üstünleri ve peygamberleri Cebrâil, Mikâîl, İsrâfîl, Azrâîl aleyhimüsselâmdır.

Kitaplara îmân

Soru: Îmânın üçüncü şartı nedir?

Cevap: Îmânın üçüncü şartı kitaplara îmândır. Âmentüdeki, "Ve kütübihi" ifâdesi, Allahü teâlânın kitaplarına inandım, îmân ettim, demektir.

Soru: Kaç kitap gelmiştir?

Cevap: Kur'ân-ı kerîmde bildirilen, yüzdört kitaptır. Yüzü küçük kitaptır. Bunlara (suhuf) denir. Ve dördü büyük kitaptır. Bunlardan Tevrât, Mûsâ aleyhisselâma; Zebûr, Dâvüd aleyhisselâma; İncîl, Îsâ aleyhisselâma; Kur'ân-ı kerîm, Muhammed aleyhisselâma nâzil olmuş ya'nî gönderilmiştir. Kitapların hepsini, Cebrâil aleyhisselâm getirmiştir. En son, Kur'ân-ı azîm-üş-şân nâzil olmuştur.

Soru: Kur'ân-ı kerîmin özellikleri nelerdir?

Cevap: Kur'ân-ı kerîm gönderilince, diğer kitaplar neshedilmiş, ya'nî yürürlükten kaldırılmıştır. Kur'ân-ı kerîm, kıyâmete kadar geçerlidir. Nesholmaktan, ya'nî geçersiz olmaktan ve tebdîl ile tahrîften ya'nî insanların değiştirmelerinden korunmuştur.

Kur'ân-ı kerîmde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan dinden çıkar. Hattâ Kur'ân-ı kerîmi Allahü teâlâ tarafından gönderilen kitap kabûl ettiği hâlde, diğer semâvî kitapların da hâlen yürürlükte olduğunu zannedip, bunlara göre amel edenlerin de, Cennete gireceğine inananlar da İslâm dînine îmân etmiş olmaz.

Peygamberlere îmân

Soru: Îmânın dördüncü şartı nedir?

Cevap: Îmânın dördüncü şartı, Peygamberlere îmândır. Âmentüdeki "Ve rusulihi" kelimesi, "Allahü teâlânın Peygamberlerine îmân ettim" demektir.

Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselâm ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafâ "sallallahü aleyhi ve sellem"dir. Bu ikisinin arasında, çok peygamber gelmiş ve geçmiştir. Peygamberlerin sayısı kesin belli değildir. Kitaplarda, 124 binden ziyâde peygamber geldiği bildiriliyor. Bunlardan 313 veya 315 adedi Resûldür.

Peygamberlerden meşhûr olanlar: Âdem, İdrîs, Şît, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, Lût, İsmâîl, İshak, Ya'kûb, Yûsüf, Eyyûb, Şu'ayb, Mûsâ, Hârun, Hıdır, Yûşa' bin Nûn, İlyâs, Elyesa', Zülkifl, Şem'un, İşmoil, Yûnüs bin Metâ, Dâvüd, Süleymân, Lokmân, Zekeriyyâ, Yahyâ, Uzeyr, İsâ bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâmdır.

Bunlardan, yalnız 28'nin isimleri Kur'ân-ı kerîmde bildirilmiştir. Şît, Hıdır, Yûşa', Şem'un ve İşmoil bildirilmemiştir. Bu 28'den Zülkarneın ve Lokmân ve Uzeyr'in Peygamber olup olmadıkları kesin belli değildir.

Peygamberlerin sıfatları

Soru: Peygamberlerin sıfatları nelerdir ve bunların ma'nâları nedir?

Cevap: Peygamberler de diğer insanlar gibi yer, içer, hasta olur, vefât eder. Hiçbiri aslâ dünyaya muhabbet etmez. Ya'nî dünyayı sevmez. Ancak onları diğer insanlardan ayıran sadece onlara mahsûs ba'zı sıfatlar, özellikler vardır. Peygamberler hakkında bilmemiz lâzım olan sıfatlar ya'nî peygamberlere mahsûs olan özellikler yedidir: Sıdk, Emânet, Tebliğ, İsmet, Fetânet, Adâlet, Emn-ül azl

Bunların kısaca ma'nâları da şöyledir:

1- Sıdk: Bütün peygamberler, sözlerinde sâdıktır, ya'nî doğrudur.

2- Emânet: Peygamberler emânete aslâ hıyânet etmezler.

3- Tebliğ: Peygamberler, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını ümmetlerine bildirirler.

4- İsmet: Peygamberlerin hepsi, büyük ve küçük, bütün günâhlardan uzaktırlar.

5- Fetânet: Bütün Peygamberler, diğer insanlardan daha akılıIdır.

6- Adâlet: Peygamberler âdildir, kimseye zulmetmezler, doğru hüküm verirler.

7- Emn-ül azl: Peygamberlerden, peygamberlik vazîfesi geri alınmaz.

Âhiret gününe îmân

Soru: Îmânın beşinci şartı nedir?

Cevap: Âmentünün beşinci şartı, âhyret gününe inanmaktır. Âmentüdeki, "Vel-yevmil âhyri" ifâdesi, "Ben, âhiret gününe inandım, îmân ettim" demektir.

Herkes ölüp dirilecektir. Cennet ve Cehennem ve mîzân ya'nî sevâbların ve günâhların tartıldığı terâzî ve Sırât köprüsü, haşr ya'nî toplanmak ve neşr ya'nî Cennete ve Cehenneme dağılmak, hep kıyâmet gününde olacaktır.

Soru: Kıyâmetin büyük alâmetleri nelerdir?

Cevap: Îsâ aleyhisselâm yeryüzüne inecek, Hz.Mehdî' çıkacak, Deccâl, Ye'cûc ve Me'cûc gelecek. Güneş batıdan doğacak. Dabbe-tül-erd denilen büyük bir hayvan çıkacak. Büyük bir duman her tarafı kaplayacak. Medine-i Münevvere harap olacak ve Ka'be-i Şerîf yıkıIacak. Biri Arabistan'da diğerleri doğuda ve batıda olan üç yer batacak. Yemen'de büyük bir ateş çıkacak. Ve nihâyet Sûrun üflenmesi ile dünya hayatı son bulacaktır.

Kabirdeki sorular

Soru: Kabirde ne sorulacaktır?

Cevap: Kabirde sorulacak şeyleri herkesin bilmesi, çocuklarına da öğretmesi lâzımdır. Kabirde şu sorular sorulacaktır:

Rabbin kim? Dînin nedir? Kimin ümmetindensin? Kitâbın nedir? Kıblen neresidir? İ'tikâdda ve amelde mezhebin nedir?

Müslümanlar bu sorulara şöyle cevap verirler:

Rabbim Allah, Dînim, İslâm dînidir. Muhammed aleyhisselâmın ümmetindenim. Kitâbım, Kur'ân-ı kerîmdir. Kıblem, Ka'be-i Şerîftir. İ'tikâdda mezhebim Ehl-i sünnet vel-cemâ'attir. Amelde ise Hanefî, Şâfi'î, Mâlikî, Hanbelî mezheplerinden hangisinde ise onu söyler.

Soru: Kimler kabir sorularına cevap verecek, kimler veremiyecek?

Cevap: Îmân ile ölen cevap verecek, îmânsız ölen cevap veremiyecektir.

Doğru cevap verenlerin kabri genişliyecek, buraya Cennetten bir pencere açılacaktır. Sabah ve akşam, Cennetteki yerlerini görüp, melekler tarafından iyilikler yapılacak, müjdeler verilecektir.

Bu suâllere cevap veremiyenler, kabirde azâb görecektir. Cehennemden bir pencere açılacak, sabah akşam Cehennemdeki yerini görüp, mezarda, mahşere kadar, acı azâbları çekecektir.

Soru: Îmânın altıncı şartı nedir?

Cevap: Îmânın altıncı şartı, hayır ve şerrin Allahtan olduğuna inanmaktır. Âmentüdeki, "Ve bil-kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ" demek, "Hayır ve şer, iyilik ve kötülük, olmuş ve olacak şeylerin cümlesi, Allahü teâlânyn takdîriyle, ya'nî ezelde bilmesi ve dilemesi ve vakitleri gelince yaratması ile ve levh-i mahfûza yazmasıyla olduğuna inandım, îmân ettim. Kalbimde, aslâ şüphe yoktur" demektir.

Bu, kazâ kadere inanmak demektir. Kader, bir insanın doğumundan, ölümüne kadar, başına gelecek, işlerdir. Kazâ da, bu işlerin başa gelmesidir.

Soru: Âmentüdeki, Kelime-i şehâdetin ma'nâsı nedir?

Cevap: Kelime-i şehâdetin kısaca ma'nâsı da şöyle:

Ben şehâdet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O'nun kulu ve resûlüdür.

Soru: Îmânın geçerli olması için ne gibi şartlar lâzımdır?

Cevap: Îmânın sahîh, makbûl ve geçerli olması için gerekli şartlardan ba'zıları:

1- Îmânda sâbit olmak: Meselâ üç yıl sonra dînimi bırakacağım diyen, hemen kâfir olur.

2- Havf ve recâ arasında olmak: Ya'nî Allahü teâlânın azâbından korkup rahmetinden ümit kesmemek. Her zaman korku ile ümit arasında olmak.

3- Can boğaza gelmeden îmân etmek: Ölürken, âhiret hâllerini gördükten sonra kâfirin îmânı kabûl olmaz. Fakat o ânda da, müslümanın tevbesi kabûl olur.

4- Güneş batıdan doğmadan önce îmân etmek: Artık o zaman tevbe kapısı kapanır.

5- Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir: Gaybı Allahtan başkası bilemez. Bir de Allahın bildirdiği peygamber, evliyâ veya başka bir kimse de bilebilir.

6- Îmândan bir hükmü reddetmemek: Küfrü gerektiren şeylerden kaçmak.

7- Dînî bir hükümde şüphe etmemek: Meselâ acaba namaz farz mı, içki harâm mı diye şüphe etmemek.

8- İ'tikâdını, inancını İslâm dîninden almak: Târihçilerin, felsefecilerin değil, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şekilde îmân etmek lâzımdır.

9- Hubb-i fillâh, buğd-i fillâh üzere olmak: Allah için sevmek Allah için düşmanlık etmek. Allah düşmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına düşman olmak küfrü gerektirir.

10- Ehl-i sünnet vel cemâ'ate uygun i'tikâd etmek.




EHL-İ SÜNNET VEL CEMÂ'AT


Soru: Ehl-i sünnet vel cemâ'at ne demektir?
Cevâb: Hadîs-i Şerîfte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72'si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshâbımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya, Ehl-i sünnet vel cemâ'at, kısaca (Ehl-i sünnet) denir. Ben ehl-i sünnet i'tikâdındayım demek, Peygamber efendimiz ve Eshâbı nasıl îmân etmiş ise, nasıl inanmış ise ben de öyle inandım demektir.

O hâlde, Cehennemden kurtulmak için her müslümanın ilk önce Ehl-i sünnet i'tikâdını öğrenmesi, daha sonra da dînimizin emir ve yasaklarına riâyet etmesi lâzımdır.

Soru: Ehl-i sünnet olmak için lâzım olan i'tikâd bilgileri nelerdir?

Cevap: Ehl-i sünnet olmak için lâzım olan i'tikâdlardan ba'zıları şunlardır:

Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlânın kelâmı olup, mahlûk [yaratık] olmadığına inanmak. Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek.

Cennetten Allahü teâlânın görüleceğine inanmak. Ehl-i kıble'yi tekfîr etmemek, ya'nî namaz kılan müslümana işlediği günâhlardan dolayı kâfir dememek. İbâdet îmândan parça değildir. Günâh işliyen mü'mine kâfir denmez. Îmân artıp eksilmez.

Mi'râc rûh ve bedenle birlikte olmuştur. Tasavvufu inkâr etmemek.

Peygamberlerin mu'cîze ve evliyânın kerâmet göstermeleri haktır. Bugün için dört hak mezhebden birine uymak, mezhepsiz olmamak.

Dört büyük halifenin, halîfe olduğuna ve üstünlüklerinin halîfelik sırasına göre olduğuna inanmak. Kabir ziyâreti, peygamber ve evliyâdan yardım istemek câizdir.

Okunan Kur'ân-ı kerîmin ve verilen sadakanın sevâbını ölülere göndermenin câiz olduğuna, bu sevâbların ve duâların ölülere ulaştığına, azâblarının azalmasına sebep olacağına inanmak.

Kabir suâli haktır. Kabir azâbı rûh ve bedene olacaktır. Sırât köprüsü vardır. Şefâ'ate, hesâba ve mîzâna inanmak.

Ba'zı bid'atler

Soru: Bid'at ne demektir?

Cevap: Dinde yapılan her değişiklik ve reform bid'attır. Bid'at, sonradan yapılan şey demektir. Peygamber efendimizin ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, onlardan sonra, dinde meydana çıkarılan, ibâdet olarak yapılmağa başlanan şeylerdir. Meselâ müezzinin sadece kâmet getirmesi gerekirken bunun dışında üç ihlâs okuması, tesbih çektirmesi bid'attir.

Peygamberimiz buyurdu ki: (Bid'at sâhibi olanlara, hurmet eden, dirilerini ve ölülerini öven, bunları büyük bilen, islâmı yıkmaya, dünyadan kaldırmaya yardım etmiş olur.)

Soru: Günümüzde yaygın olarak yapılan bid'atler nelerdir?

Cevap: Günümüzdeki bid'atlerden ba'zıları şunlardır:

1. Namazlardan sonra hemen âyet-el-kürsî okumak lâzım iken, önce Salâten tüncinâ ve başka duâ okumak bid'attır.

2. Cenâze olduğunu bildirmek için, minârelerde salât okunması bid'attır.

3. Eli göğse koyarak, selâmlaşmak bid'attir.

4. (Zekeriyyâ sofrası) denilen adak bid'attır.

5. Câmide her namazdan sonra müsâfeha etmek bid'attır. Bayramlarda, câmilerde müsâfeha ederek bayramlaşmak ve namazlardan sonra, âdet etmeden, ara sıra müsâfeha câizdir.

6. İbâdetleri teyp, radyo ve hoparlörle yapmak bid'attır. Televizyondaki imâma uymak câiz olmadığı gibi, bu seslerle ibâdet yapmak da sahîh, geçerli olmaz.

7. Kur'ân-ı kerîmi şarkı söyler gibi okumak bid'attır. Mûsikîye uyarak tecvîdi bozmak bid'at ve dinlemesi de büyük günâhtır. Kur'ân-ı kerîmi, tekbîrleri ve ilâhîleri çalgı ile, ney çalarak okumak, bunun için tehlikeli bid'attır. Kur'ân-ı kerîmi güzel ses ile, tecvîd ile okumalıdır. Tegannî ile, kelimeleri değiştirip nağmeye, mûsikîye uydurarak okumak harâmdır.

8. Dînî türk mûsikîsi veya tasavvuf müziği bid'attir.

9. Kur'ân-ı kerîmi ücret ile, para ile okumak, bâtıl ve bid'attır.

10. Cenâzede yüksek sesle tekbîr, tehlîl, ilâhîler okumak bid'attır.

11. Mezâr taşına âyet-i kerîme, mubârek isimler, şiir, Fâtiha kelimesini yazmak bid'attır.

12. Ölü evinden yemek, helva dağıtılması bid'attır. Birinci, üçüncü, yedinci, kırkıncı, elliikinci ve elliüçüncü gibi günlerde helva, çörek gibi şeyler yapmak ve kabir başında yemek dağıtmak bid'attır.

13. Evliyâ kabirlerinde mum yakmak, çabut başlamak bid'attır.

Küfür nedir?

Soru: Küfür nedir?

Cevap: Dinde bilinmesi ve inanılması zarûrî olan şeyleri ve dînin kesin hükümlerinden birini inkâr etmek, kabûl etmemektir.

Soru: İnsanı küfre, îmânsızlığa düşüren şeyler nelerdir?

Cevap: Dînimizde hürmet edilmesi, saygı gösterilmesi gereken şeylere hürmetsizlik eden, saygısızlık yapan; kötülenmesi, beğenilmemesi gereken şeylere hürmet eden, beğenen dinden çıkar. İnsan bir sözle [kelime-i şehâdet ile] müslüman olur. Bir müslüman da, küfre düşüren bir söz söyleyince kâfir olur.

Her müslümanın dinde bilinmesi zarûrî olan şeyleri bilmesi lâzımdır. Küfür olan şeyin çok kimse tarafından kullanılması bunu küfür alâmeti olmaktan çıkarmaz. Çünkü bu bilinmesi zarûrî olan bilgilerden olduğu için bilmemek özür değildir. Bu sebeple her müslümanın küfre düşürücü söz ve hareketleri çok iyi bilmesi gerekir. İnanmamayı gösteren her söz ve her iş, şaka olarak da söylense küfür olur. Birkaç misâl:

İnsanlara mahsûs sıfatları Allah için kullanmak küfür olur. Allahü teâlâya, san'atçı demek; Allah unuttu; kaderime küstüm; Allah bizi düğündüğü için göz, kulak vermiş; Allah kuşlara kanat vermeyi ihmâl etmemiş; İlâhi şuur, ilâhî düşünce demek; Allah bana kulum demesin; anladıysam arab olayım; bugünkü Kur'ân noksan demek. Bu işte ilâhi şuuru görüyoruz demek küfürdür. Bunun gibi, Allahü teâlâ için, düşünerek yarattı demek küfürdür. İslâm düşüncesi demek de böyledir. Çünkü, düşünmek insanlara mahsûs şeydir. Dinsizlere şerefli kâfir demek; çalgı âleti ile ibâdet etmek veya ilâhi söylemek; O, cimrilerin Allahı demek. Ağza def-i hâcet lafzı ile sövmek...

Peygamberleri küçültücü şey söylemek, meselâ ilk insan vahşî idi demek. Çünkü ilk insan Hz. Âdem peygamberdi.

Melekleri küçültücü şey söylemek. Meselâ, senin bakışın bana Azrâil gibi geliyor veya çocuk iyi yetişmezse zebâni olur yâhut bu ibâdetin sevâbını melek yazamaz demek.

Âhırette olacak şeylerle alay etmek. Meselâ ben Cenneti istemem, Cehenneme gitmek isterim demek. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına ya'nî Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açık bildirilmiş ve islâm âlimlerinin kitapları ile her tarafa yayılmış, inanılması zarûrî olan din bilgilerinden birine inanmamak veya önem vermemek. Meselâ ben cinleri göremediğim için inanmam demek veya kesin harâm olduğu bilinen birşeyi yiyip içerken besmele çekmek.

Küfür sözler

Özürlü kimseler için, îmâlât hatâsı demek; birisini kötülemek gâyesiyle Allahlık Ali Bey demek; namaz kılmam ama, kalbim temiz demek; kendisine Hans, Corc gibi gayrı müslim ismi ile çağırılmasını istemek; mümin için Nuh der, peygamber demez demek; harâm kazanç ile sevâb için kurban kesmek; ecelin hoyrat eli demek.

Harâm iş yapana, ne güzel yaptın demek. Şarap içene, ne güzel içiyor demek.

Bir kimse falcıya gitse, falcı; senin başına şu işler gelecek dese, o da buna inansa, kâfir olur. Çünkü gaybı, ileride olacak şeyleri ancak ve ancak, Cenâb-ı Hak bilir. Bir de sevgili kulları kendilerine bildirildiği kadar bilir.

Müslümana kâfir demek, kâfirlerin âyinlerini beğenmek, Allah baba demek, Allah gökte demek hep küfürdür.

Hocayı kötülemek için hocayla etme pazar, sonunda fetvâya bozar gibi sözlerin çoğu küfürdür, îmânının gitmesine, dinden çıkmasına sebep olur. Bunun için ağzımızdan çıkan söze dikkat etmemiz lâzımdır. Rastgele söz söylememelidir.

Yaratmak kelimesi

Soru: Allahtan başkası için yarattı denir mi?

Cevap: Günümüzde oldukça yaygın bir şekilde kullanılan bir kelime var. Yaratmak.

Bu kelimeyi Allahü teâlâdan başkası için kullanmak da küfürdür. Çünkü yaratmak, yoktan var etmek demektir. Bu da sâdece Cenâb-ı Hakka mahsûstur. Bu kelimeyi mecâzî anlamda kullanmak da câiz değildir.

Gayrı müslime benzemek

Soru: Gayrı müslimlerin yaptıklarını beğenmek küfür müdür?

Cevap: Gayrı müslimlerin ibâdet olarak yaptıklarını, beğenmek, değer vermek de insanı dinden çıkartır.

Gayrı müslimlerin yaptıkları şeyler iki çeşittir:

Birincisi dinleri ile ilgisi olmayıp âdet olarak yaptıkları şeyler. Meselâ, ceket, pantalon giymeleri gibi âdet olarak yaptıkları şeylerdir.

İkincisi, dinlerinin gereği olarak yaptıkları şeyler. Meselâ boyunlarına haç takmaları, bellerine zünnar başlamaları, bu kısma girer.

Küfür olan, dinden çıkmaya sebep olan şeyler zamanla âdet haline gelse, bir kimse, bunun küfür olduğunu bilmeden kullansa yine dinden çıkar.





DİNDE İBÂDETİN YERİ


İbâdetlerin önemi

Soru: İbâdet nedir?

Cevap: İslâmiyete uymaya, ibâdet etmek denir. Müslüman, Allahü teâlâ emrettiği için, vazîfeleri olduğu için ibâdet eder. İslâmiyetin emirlerinde ve yasaklarında, kulların dünyaları ve âhyretleri için nice faydalar bulunmakla berâber, ibâdet ederken, Allahü teâlânın emri olduğunu, kulluk vazîfesi olduğunu düşünmek, niyet etmek lâzımdır.

Böyle düşünmeden yapılan iş, ibâdet olmaz. Din ile ilişiki olmıyan bayağı bir iş olur.

Meselâ, namaz kılan kimse, Allahü teâlânın emrini yerine getirmeyi ve kulluk vazîfesini yapmayı niyet etmeyip, namazın bir spor olduğunu düşünürse, ibâdet etmiş olmaz, spor yapmış olur.

Oruç tutanyn da, yalnız mideyi dinlendirmeyi, perhîz yapmayı düşünmesi, orucun sahîh ve kabûl olmamasına sebep olur.

Soru: Îmândan sonra ilk lâzım olan nedir?

Cevap: Her müslümanın, doğru, düzgün bir îmâna sahip olduktan sonra, müslümanlığı ya'nî dînin emir ve yasaklarını iyice öğrenmesi lâzımdır. Çünkü dînini bilmeyen kimse, her an yanlış birşey yapıp dinden çıkabilir. Peygamber efendimiz, (İlim bulunan yerde müslümanlık vardır. İlim bulunmayan yerde müslümanlık kalmaz) buyurmuştur.

Din, en güzel, en doğru şekilde ancak ilmihâl kitaplarından öğrenilir.

İlmihâl kitabı, bir müslüman için öğrenilmesi zarûrî olan îmân ve ibâdet bilgilerini anlatan kitaptır. Bunun için her müslümanın elinin altında, gerektiğinde bakabileceği güvenilir bir ilmihâl kitabı bulundurması lâzImdır.

Soru: Tefsîr ve hadîs kitaplarından din öğrenilir mi?

Cevap: Tefsîr ve hadîs kitaplarından din öğrenilmez. Birinin önüne tefsîr kitabı koyup bunu oku, dîni öğren demek, ilk okul çocuğunun önüne yüksek matematik kitabını koyup buradan matematik öğren, demek gibidir.

Soru: Îmân edip, ilim öğrendikten sonra ne yapmak lâzımdır?

Cevap: Îmân edip gerekli ilimleri öğrendikten sonra, ibâdet yapmak lâzımdır. Böyle yapılmazsa bu da tehlikelidir. Bunun için îmâna kavuştuktan sonra, farzları yapıp harâmlardan kaçınmak lâzımdır. Her mü'min, farzları ya'nî cenâb-ı Hakkın emirlerini yapmaya ve harâmlardan ya'nî yasak ettiği şeylerden kaçınmaya mecburdur. Bir müslümana îmândan sonra farzları ve harâmları öğrenmek, bilmek de farzdır.

Soru: Dînin emirlerini yapmakta bir sıra var mıdır?

Cevap: Dînin emir ve yasaklarını yapmakta da sıra vardır. Îmân ettikten sonra, önce harâmları, sonra da farzları öğrenmek ve yapmak lâzımdır. Farzları yapmayan mü'minlerin, sünnetleri, nâfile ibâdetleri kabûl olmaz. Ya'nî bunlara sevâb verilmez.

Bir kimse, bir farzı özürsüz terk ederse, bu farz borcunu ödemedikçe, bu cinsten olan hiç bir nâfile ibâdetine ve sünnetine sevâb verilmez.

Meselâ, zengin bir kimsenin zekât borcu var. Zekât borcu olduğu hâlde, hayır hasenat yapıyor, sadaka veriyor. Hâliyle zekâtını ödemediği için bunlardan hiç sevâb alamaz. Çünkü, cenâb-ı Hak bundan önce zekât vermesini istiyor.

İbâdetlerde niyetin önemi

Soru: İbâdetlerdeki niyetin önemi nedir?

Cevap: Müslüman her işinde, "Ben bunu ne için ve kimin için yapıyorum" diye düşünmesi lâzımdır. Mubâhları yaparken de niyeti düzeltmek lâzımdır. Mubâh, dînimizce emir veya yasak edilmiyen şeylerdir. Bunlar iyi niyetle yapılırsa sevâb, kötü niyetle yapılırsa günâh olur.

Meselâ bir kimse, övünmek, hava atmak, gösteriş yapmak için veya kadınları, kızları avlamak için şık giyinirse, günâh işlemiş olur. Ancak, bu kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, şık giyinirken de maksadı, câmiye saygı, câmide yanında oturan müslümanları incitmemek, temiz, sıhhatli olmak, islâmın haysiyetini, şerefini korumak ise, her niyeti için ayrı sevâb kazanır.

İnsan, mubâh bir işe başlarken, niyetine dikkat etmelidir. Niyeti iyi ise, o işi yapmalıdır.

Niyeti, yalnız Allahü tealâ için olmazsa, yapmamalıdır. Hadîs-i Şerîfte, (Allahü teâlâ, sizin sûretlerinize, mallarınıza, bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar) buyuruldu. Ya'nî, Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, yaptığı hayırlara, ibâdetlere, malına, rütbesine bakarak sevâb vermez.

Niyet ve Amel

Bunları ne düşünce ile, ne niyet ile yaptığına bakarak, sevâb veya azâb verir.

Günâhlar, niyetsiz veya iyi niyet ederek işlenirse, günâh olmaktan çıkmaz. (Ameller, niyete göre iyi veya kötü olur) hadîs-i şerîfi, ibâdetlere ve mubâhlara niyete göre sevâb verileceğini bildirmektedir.

İyi niyetle harâm işlenir mi?

Soru: Harâmlar iyi niyet ile işlenebir mi?

Cevap: Harâmlar iyi niyet ile yapılsa da, asla mubâh olamaz. Ya'nî harâmlara hiçbir zaman sevâb verilemiyeceği gibi, özürsüz harâm işleyen, muhakkak günâha girer. İyi niyeti, onu günâhtan kurtarmaz. Bir kaide vardır dînimizde: "Harâm işliyerek ibâdet yapılmaz!"

Meselâ, birisine farz olan emr-i ma'rûfu yapmak, ya'nî islâmiyeti anlatmak için, ona yakınlaşmak maksadıyla, onunla beraber içki içemez. Burada iyi niyetin yeri yoktur.

İbâdetleri harâm işliyerek yapmak câiz değildir. Harâm işliyenlerin ibâdetleri sahîh, ya'nî geçerli olur. Ya'nî borçlarını ödemiş olurlar ise de, sevâb kazanmazlar.

Harâm, iyi niyet ile işlenirse, yine günâh olur. Böyle işleri yapmamak sevâbdır. Bilerek yaparsa, büyük günâh olur.

Harâmdan kaçmak

Soru: Harâmdan kaçmaya sevâb verilir mi?

Cevap: Allahü teâlâdan korkarak, harâmdan, O yasak ettiği için sakınan, vazgeçen sevâb kazanır. Başka bir sebep ile harâm işlemezse günâhından kurtulur, sevâb kazanmaz.

Harâm olan birşeyi, meselâ içkiyi, din yasak ettiği için değil de midesine dokunduğu için içmese, bu kimse sevâb alamaz.

Harâma helâle dikkat etmiyen ba'zı kimseler, (Sen kalbime bak, kalbim temizdir. Allah kalbe bakar) diyorlar. Bu söz dîne aykırıdır. Bir kişinin kalbinin doğru ve temiz olduğuna alâmet, dînin emir ve yasaklarına uymasıdır. Böyle söyliyenlerin maksadı, müslümanları aldatmaktır. Bunların bu sözlerine değer verilmez. Günâhlar içinde yüzen kimsenin, benim kalbim temiz demesi, lağım çukurundan çıkartılan kimsenin, "Benim üzerimde birşey yoktur. Elbiselerim tertemizdir" demesine benzer.

Niyet Kötü Olursa!

İbâdetleri yaparken kötü niyet karıştırmamalıdır. Farzlar yapılırken, kötü niyetler de karışırsa, borç ödenmiş, cezâdan kurtulmuş olursa da, bildirilen o büyük sevâba kavuşamaz.

Meselâ kişi başkalarının da görmesi için namazını herkesin gözü önünde kılarsa veya yalnızken çabuk çabuk kıldığı hâlde, başkalarının yanında uzun ve ta'dili erkân üzere kılarsa, ibâdetine kötü niyet karıştırmış olur.

Niyeti düzeltmek için

Soru: Niyeti düzeltmek için ne yapmalıdır?

Cevap: Düzgün niyet edilmedikçe, hiçbir farz kabûl olmaz. Bunları yapabilmek için de ilim lâzımdır. Hadîs-i Şerifte, (Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibâdet etmekten daha sevâbdır) buyuruldu. Câhil sofu, şeytanın maskarası olur.

İslâmiyete uymıyan şeylerin hiçbirisini Hak teâlâ sevmez, beğenmez. Sevilmeyen, beğenilmeyen şeye de sevâb verilmez.

Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak ve sevâb kazanmak niyeti ile farzları, sünnetleri yapmağa ve harâmlardan ve mekrûhlardan kaçınmağa, ya'nî ahkâm-ı islâmiyeyi yerine getirmeye (İbâdet etmek) denir.

Din bilgileri

Soru:Din bilgileri akıl ile anlaşılır mı?

Cevap: İslâm bilgileri ikiye ayrılır: Madde, fen bilgileri ve din bilgileri. Din bilgileri, yalnız nakil ile anlaşılır.

Bunların kaynağı, Kur'ân-ı kerîm ile hadîs-i Şerîflerdir. Madde ve fen bilgileri his organları ve akılla anlaşılır.

His organları ile anlaşılan şeylerin bir sınırı vardır. Bu sınırların dışında olan bilgiler his organlarımız ile anlaşılamaz veya yanlış anlaşılır. His organlarımız ile anlıyamadığımız şeyleri, akıl ile bulur, anlarız. Bunun gibi aklın da bir anlayış sınırı vardır. Bu sınırın dışında olan bilgileri, akıl bulamaz ve anlıyamaz.

Akıl ve nakil

Akıl, erişemediği şeyleri anlamağa kalkışırsa yanılır, aldanır. Böyle bilgilerde akla güvenilemez.

Meselâ, Allahü teâlânın sıfatları, Cennette ve Cehennemde olan şeyler, ibâdetlerin nasıl yapılacağı ve din bilgilerinin çoğu böyledir. Akıl bunlara eremez.

Bu bilgilerde akıl ile nakil çatışırsa, nakle ya'nî peygamber efendimizden bildirilenlere uyulur, aklın yanıldığı anlaşılır.

O hâlde, peygamberlerin bildirdikleri şeylere, akla danışmaksızın inanmaktan başka çâre yoktur.

Ef'âl-i mükellefîn

Soru: Mükellef kime denir?

Cevap: Akıllı ve bülûğ ya'nî ergenlik çağına giren erkek ve kadınlara "Mükellef" denir. Mükellef olan kimse, Allahü teâlânın emir ve yasaklarından sorumludur. Dînimizde, mükellef olan kimseye, önce îmân etmek ve sonra da ibâdet yapmak emrolunmuştur.

Soru: Ef'âl-i mükellefîn nedir?

Cevap: Ef'âl-i mükellefîn, dînimizin emirlerinden ve yasaklarından sorumlu olan kimselerin yerine getirecekleri vazîfelerin hükümlerini belirten bir terimdir. Bir kimsenin her türlü davranışı bunlardan birinin içine girer. Ef'âl-i mükellefîn sekizdir:

1- Farz: Dînimizin, yapılmasını açıkça ve kesin olarak emrettiği şeylere farz denir. Farzları terketmek harâmdır. İnkâr eden, kabûl etmiyen kâfir olur. Dinden çıkar. Farz iki çeşittir: Farz-ı ayn: Müslümanın bizzat kendisinin yapması lâzım olan farzdır. Meselâ, beş vakit namaz kılmak. Ramazan ayında oruç tutmak farz-ı ayndır. Farz-ı kifâye: Müslümanlardan bir kaçının veya sadece birisinin yapması ile, diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Meselâ, cenâze namazı kılmak, cihâd etmek farz-ı kifâyedir.

2- Vâcib: Farzdan sonra gelen emirlerdir. Bayram namazı kılmak, kurban kesmek, vitir namazı, fitre vermek vâcibdir. Vâcibi terk etmek, tahrimen mekrûhtur.

3- Sünnet: Peygamber efendimizin yapılmasını övdüğü, yâhut devam üzere kendisinin yaptığı veyâhut yapyılırken görüp de mâni olmadığı şeylere denir. Sünnet iki çeşittir:

Sünnet-i müekkede: Peygamber Efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terkettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Ezân okumak, cemâ'atle namaz kılmak gibi.

Sünnet-i gayrı müekkede: Peygamber efendimizin, ibâdet maksadı ile ara sıra terkederek yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rek'atlık ilk sünnetleri böyledir.

4- Müstehab: Buna mendub da denir. Sünnet-i gayrı müekkede hükmündedir. Peygamber efendimizin ara sıra yaptıkları ve sevdikleri, beğendikleri husûslardır.

5- Mubâh: Yapılması emir olunmıyan ve yasak da edilmiyen şeye mubâh denir. Ya'nî günâh veya sevâb olduğu bildirilmemiş olan iştir. Yapanın niyetine göre sevâb veya günâh olur. Yiyip içmek, uyumak, giyinmek gibi işler mubâhtır.

6- Harâm: Dînimizin "yapmayınız" diye açıkça yasak ettiği şeylerdir. Harâma, helâl diyenin ve helâle, harâm diyenin îmânı gider, kâfir olur.

7- Mekrûh: Allahü teâlânın ve Muhammed aleyhisselâmın, beğenmediği ve ibâdetlerin sevâbını gideren şeylerdir. Mekrûh iki çeşittir: Tahrimen mekrûh: Harâma yakın olan mekrûhtur. Bunları yapmak azâba sebep olur. Tenzîhen mekrûh: Helâle yakın olan, yapılmaması yapılmasından daha iyi olan işlerdir.

8- Müfsid: Meşrû olan bir işi veya başlanmış olan bir ibâdeti bozan şeydir. Namazda gülmek, oruçlu iken bilerek birşey yemek ve içmek gibi.



ABDEST ALMAK


Soru: Namazın ve abdestin farzları nelerdir?
Cevap: Namazın farzı 12 olup, yedisi namaza başlamadan öncedir. Bunlara namazın şartları da denir: Hadesten tahâret, necâsetten tahâret, setr-i avret, istikbâl-i kıble, vakit, niyet, tahrîme tekbîri.

Beşi namazın içinden olup, bunlara namazın rükünleri denilir. Bunlar, kıyâm, kırâat, rükü', secde ve ka'de-i âhirede teşehhüd okuyacak kadar beklemektir.

Hadesten tahâret abdestsizin abdest alması, cünübün gusletmesidir. Abdestin farzları dörttür:

1- Yüzü, bir defa yıkamak.

2- İki kolu, dirsekleri ile birlikte, bir defa yıkamak.

3- BaşIn dörtte birini mesh etmek ya'nî ıslak eli başa sürmek.

4- İki ayağı bir defa topuklarla birlikte yıkamak. Bu farzlardan birini yapmayanın abdesti sahîh ya'nî geçerli olmaz.

Abdestin sünnetleri

1- Helâya girerken ve abdeste başlarken, Besmele çekmek.

2- Elleri, bilekleri ile beraber, üç defa yıkamak.

3- Ağzı, ayrı ayrı su ile, üç defa yıkamak. Buna mazmaza denir.

4- Burnu, ayrı ayrı su ile, üç defa yıkamak. Buna istinşak denir.

5- Kaşların, sakalın, bıyığın altındaki görünmeyen deriyi ıslatmak. Bunların üzerini yıkamak farzdır. Kıllar seyrek olup alttaki deri görünüyorsa, deriyi yıkamak, ya'nî ıslatmak farz olur.

6- Sakalı hilâllemek ve sarkan kısmını mesh etmek.

7- Dişleri oğmak, temizlemek.

8- Başın her tarafını bir defa mesh etmek.

9- İki kulağı, bir defa mesh etmek. Kulakla yanak arasını yıkamak farzdır.

10- Enseyi, üçer bitişik parmaklarla, bir defa mesh etmek.

11- El ve ayak parmaklarının arasını tahlîl etmektir.

12- Yıkanacak yerleri, üç defa yıkamak. Her birinde, uzvun her yeri ıslanmalıdır. Üç defa su dökmek değil, üç defa yıkamak sünnettir.

13- Yüzü yıkayacağı zaman, kalb ile niyet etmek.

14- Tertîp, ya'nî uzuvları sıra ile yıkamak.

15- Delk, ya'nî yıkanan yerleri oğmak.

16- Müvâlât, ya'nî her uzvu, birbiri arkasından yıkayıp ara vermemek.

Bu sünnetleri yapmak sevâb olur. Yapmamak, tenzihen mekrûh olur.

Abdestin edepleri

Soru: Edeb ne demektir?

Cevap: Yapılması sevâb olup, yapılmazsa günâh olmıyan şey demektir.

Soru: Abdestin edebleri nelerdir?

Cevap: Abdestin edebleri şunlardır:

1- Abdesti, namaz vakti girmeden önce almak. Özür sâhibi, vakit girdikten sonra alır.

2- Helâda tahâretlenirken, kıbleyi sağ veya sol tarafa almaktır.

Abdest bozarken, kıbleye önünü ve arkasını dönmek ise tahrîmen mekrûhtur. Oturmalı, ayakta idrar yapmamalıdır!

3- Tahâretlendikten sonra, bez ile kurulanmak.

4- Tahâretten sonra, avret yerini hemen örtmek.

5- Abdestte başkasından yardım istememek. İstemeden su döken olursa, câizdir.

6- Kıbleye karşı, abdest almak.

7- Abdest alırken ihtiyâç olmadan konuşmamak.

8- Her uzvu yıkarken, biliyorsa abdest duâlarını, bilmiyorsa kelime-i şehâdet okumak.

9- Ağzına ve burnuna sağ el ile su vermek. Burnunu sol eli ile temizlemek.

10- Ağzı yıkarken, dişleri misvâk ile temizlemek.

11- Ağzı yıkarken, oruçlu değilse, ağzı çalkalamak.

12- Suyu burunda ulaştırabildiği yere kadar çekmek.

13- Kulağı mesh ederken birer parmağı, kulak deliğine sokmak.

14- Ayak parmaklarının aralarını tahlîl ederken, sol elin küçük parmağı ile ve alt taraflarından tahlîl etmek.

15- Elleri yıkarken, geniş yüzüğü oynatmak. Dar, sıkı yüzüğü oynatmak farzdır.

16- Su bol olsa da, isrâf etmemeli, pek az da kullanmamalı.

17- Abdestten sonra iki rek'at Sübhâ namazı kılmak.

18- Namaz kıldıktan sonra, abdestli iken, yeni namaz için, bir daha abdest almak.

19- Abdest alırken, kullanılan sudan, elbiseye, üste, başa sıçratmamak.

20- Kendi mezhebinde mekrûh olmıyan birşey, başka mezhebde farz ise, bunu yapmak müstehabdır. Meselâ yabancı kadına dokununca Şâfi'îde abdest bozulduğu için, Hanefînin tekrar abdest alması müstehabdır.

21- Helâya, başı örtülü ve sol ayakla girip, sağ ayakla çıkmak.

Abdest nasıl alınır?

Soru: Sünnet üzere abdest nasıl alınır?

Cevap: Sünnet üzere abdest şöyle alınır:

Önce eller bileklere kadar üç defa yıkanır. Sonra sağ el ile ağza üç defa su verilir. Sağ el ile buruna üç defa su verip, sol el ile sümkürülür.

Buruna su verdikten sonra, avuçlara su alıp, alından çene altına, şakaklara kadar yüz üç defa yıkanır.

Yüzü yıkamaya başlarken abdest almaya niyet edilir.

Yüzü yıkadıktan sonra sol el ile, sağ kol dirsekle beraber üç defa yıkanır. Sağ el ile sol kol üç defa dirsekle beraber yıkanır.

Eller tekrar ıslatılıp baş meshedilir, ya'nî ıslak el başa sürülür.

Sonra iki kulak ve ense, mesh edilir. Başın tamamını meshetmek sünnettir. Buna kaplama mesh de denir.

Kaplama mesh

Kaplama mesh şöyle yapılır: İki el ıslatılıp, üç bitişik ince parmak birbirine yapıştırılıp, iç tarafları, başın önünde, saçların başlangıcına konmak üzere başa konur.

İki elin bu üç parmağının uçları, birbirine dokunmalıdır. Baş ve şehâdet parmakları ve avuç içleri havada olup, başa dokunmaz.

Eller, arkadaki saç kenarına gidince, üçer parmak, baştan ayrılıp, iki elin avuç içleri, başın yan tarafındaki saçlar üzerine yapıştırılıp, arkadan öne çekilerek, başın yan tarafları mesh edilir. Sonra şehâdet parmakları kulakların iç tarafına ve baş parmakların iç yüzü, kulak arkasına konup, kulaklar yukarıdan aşağı mesh edilir.

Sonra, diğer üç parmakların dış yüzleri enseye konup, ensenin ortasından, iki tarafına doğru çekilerek mesh edilir.

Sonra, sol elin küçük parmağı ile, sağ ayağın küçük parmağından başlıyarak, ayak parmaklarının arasını hilâllemek sûretiyle, topuklarla birlikte sağ ayak üç defa yıkanır.

Sol ayak, ayak parmaklarının arasını küçük parmağı ile baş parmaktan başlıyarak ayak parmaklarının arasını hilâllemek sûretiyle üç defa yıkanır.

Yasak olanlar

Abdest alırken yapılması yasak olan şeylerden ba'zıları şunlardır:

Abdest uzuvlarını üçten az veya çok yıkamak, suyu yüze çarpmak, ağzı ve gözleri sıkı kapamak, sağ el ile sümkürmek, baş, kulaklar veya enseden birini, her defasında eli ayrı ayrı ıslatarak, birden fazla mesh etmek.

Abdest bozarken kıble öne, arkaya getirilmez, sağ el ile tahâretlenilmez.

Abdesti bozan şeyler

Soru: Abdesti bozan şeyler nelerdir?

Cevap: Abdesti bozan şeyler şunlardır:

1- Önden ve arkadan çıkan, yellenmek, idrar vb. şeyler.

2- Ağızdan çıkanlar ağız dolusu olunca, necis olur ve abdesti bozar. Ağızdan dışarı çıkmıyan kan bozmaz. Ağızdan dışarı çıkınca, tükrükten çoksa bozar.

3- Deriden çıkan kan, sarı su, ağrılı çıkan renksiz su bozar.

4- Uyumak.

5- Bayılmak ve sar'a tutmak.

6- Namazda kahkaha ile gülmek, abdesti de bozar.

7- Mübâşeret-i fâhişe.

Abdesti bozmayan şeyler

Soru: Abdesti bozmayan şeyler nelerdir?

Cevap: Abdesti bozmayan şeylerden ba'zıları şunlardır:

1- Balgam kusmak.

2- Dişten akan, tükrükten az kan.

3- Isırılan bir şeyin üzerinde görülen kan.

4- Ağrısız gelen göz yaşı.

5- Sinek, sivrisinek, pire, tahta biti gibi haşerelerin emmesi.

6- Az olup, yayılmayan kan ve ağız dolusu olmayan kay ya'nî kusmak.

7- Uyurken dayanılan şey çekildiğinde düşmezse.

8- Namazda uyumak.

9- Dizleri dikip, başı dizlerin üstüne koyup uyumak.

10- Ayakları bir yanına çıkarıp yere oturarak uyumak.

11- Namazda kendi işiteceği kadar gülmek.

12- Saç, sakal, bıyık ve tırnak kesmek.

13- Yara kabuğunun düşmesi.

14- Abdestli olduğunu unutmak.

Abdestin Mekrûhları

Soru: Abdestin mekrûhları nelerdir?

Cevap: Abdestin mekrûhlarından ba'zıları şunlardır:

1- Yüze suyu çarpmak.

2- Yıkanan uzuvları üçten az veya fazla yıkamak.

3- Arkasını kıbleye dönmek.

4- Uzuvları yıkamaya soldan başlamak.

5- Zarûretsiz burnu sağ eliyle sümkürmek.

6- Zarûretsiz sol eliyle ağzına ve burnuna su vermek.

7- Zarûret olmadan konuşmak.





MEST ÜZERİNE MESH


Soru: Mest nedir ve özellikleri nelerdir?
Cevap: Mest, ayağın yıkanması farz olan yerini örten, su geçirmez bir giyecektir.

Mestin, bir saat yol yürüyünce, ayaktan çıkmıyacak şekilde sağlam ve ayağa uygun olması lâzımdır.

Tabanı ile ayak üstü veya yalnız tabanı deri kaplanmış çorap üstüne veya sert olup, yürürken ayağı düşmiyen çorap üzerine mesh câizdir.

Abdest alırken ayakları yıkamak yerine, hiç özür ve zarûret olmasa bile, yaş el ile, bir defa, mest üzerine mesh edilmesi, erkek için de, kadın için de câizdir. Guslederken veya teyemmüm ederken, mest üzerine mesh edilmez.

Mestli kimsenin, abdesti bozulunca, bu abdestsizlik, abdest uzuvlarına yayılırken, ayaklara değil, mestlere yayılır.

Mestlerin hadesten ya'nî abdestsizlikten temizlenmesi de, mesh etmekle olur. Bu sebeple ayaklarını yıkamaz. Mest üzerine mesh eder.

Meshin müddeti

Soru: Mest üzerine meshin müddeti ne kadardır?

Cevap: Mest üzerine mesh müddeti, mukîm olan için, 24 saattir. Misâfir için, 3 gün, ya'nî 72 saattir.

Bu müddet, mesti giydiği zaman değil, mest giydikten sonra, abdesti bozulduğu zaman başlar.

Mestli kimse, abdesti bozulduktan 24 saat geçmeden, sefere çıksa, bu mestlere 3 gün ya'nî 72 saat mesh edebilir. Misâfir iken mukîm olsa, 24 saat geçmiş ise, mestleri çıkarıp, ayaklarını yıkayarak abdest alır.

Özür sâhibi olan kimse, tam abdest alıp, özür akmadan önce, mestlerini giyerse, sonra abdesti özürle bozulsa da, 24 saat mesh edebilir.

Özrü aktıktan sonra giyerse, yalnız o namaz vakti içinde mesh edebilir.

Mest abdestli giyilir

Soru: Mest üzerine mesh yapmak için abdestli mi giyilmiş olmalı?

Cevap: Mestin abdestli giyilmesi şarttır. Yalnız ayaklarını yıkayıp, mest giyen bir kimse, sonra diğer uzuvlarını yıkayıp abdestini tamamlasa, sonra, abdesti bozulsa, sonra abdest alırken, bunlar üzerine mesh edebilir.

Mestin şartları

Soru: Yırtık meste mesh yapılır mı?

Cevap: Ayağın üç parmağı sığacak kadar yırtığı bulunan bir mest üzerine mesh etmek câiz değildir. Yırtık, bundan az ise, mesh câiz olur.

Bir mestin birkaç yerinde, küçük yırtıklar varsa, bunlar toplanınca, üç parmak olursa, buna mesh câiz olmaz. Bir mestte, iki parmak, diğer mestte de iki veya bir parmak görünecek kadar yırtık olsa, bunlara mesh edilebilir. Çünkü, üç parmak, iki mest için değil, bir mest içindir.

Mesh câiz olmıyan yırtık, üç parmağın ucu değil, üç parmağın bütünü görünecek kadardır. Mestin dikiş yeri sökülse, fakat açılmayıp ayak görünmese, mesh câiz olur. Topuk kemikleri yukarısındaki yırtık, ne kadar olursa olsun, meshe engel olmaz. Çünkü mestlerin, burasını örtmesi lâzım değildir. Üstten veya yandan ilikli, bağlı veya fermuarla kapalı mestler, ayakkabılar üzerine mesh câizdir.

Sünnet üzere mesh

Soru: Sünnet üzere mesh nasıl yapılır?

Cevap: Sünnet üzere mesh etmek için, sağ elin yaş beş parmağı, sağ mest üzerine, sol elin parmakları da, sol mest üzerine, boylu boyunca yapıştırılıp, ayak parmakları üzerine gelen ucundan, bacağa doğru çekilir.

Soru: Mest üzerine ikinci bir mest giyilebilir mi?

Cevap: Mest üzerine, birinci abdest bozulmadan önce, ikinci bir mest, çizme, plâstik, naylon, lâstik ayakkabı giyse, dıştaki, su geçirmezse, bunun üzerine mesh edebilir. Suyu çok geçirirse yine edebilir. Çünkü, içteki ıslanarak, içtekine mesh etmiş olur.

Mestin bozulması

Soru: Mesh hangi hallerde bozulur?

Cevap: Mesh, mestin ayaktan çıkması ile bozulur. Bir veya iki ayağı mestten çıkınca, abdesti, o ânda bozulmaz. Abdestin bozulması şimdi ayaklara sirâyet eder. Yalnız ayaklarını yıkasa, mesh ederek almış olduğu abdesti tamamlamış olur.

Mesh müddeti bitince de, yalnız ayaklarını yıkar. Fakat, her iki şekilde de, yeniden abdest almak daha iyi olur denildi. Çünkü, muvâlât ya'nî uzuvları sırayla yıkamak, Hanefîde sünnet, Mâlikî mezhebinde ise farzdır.

Sargıya mesh

Soru: Sargıya mesh nasıl yapılır?

Cevap: Cebîre ya'nî kırık kemiğin iki yanına bağlanan tahtalar üzerine mesh câizdir.

Yaranın, çıbanın, derideki çatlak veya yarıkların üzerine veya içine konan merhem, pamuk, fitil, gaz bezi, flaster, sargı başı gibi şeylerin çözülmesi, çıkarılması yaraya zarar verirse veya bunlar çıkınca, yıkamak veya mesh etmek zarar verirse, bunlardan merhem, lâstik gibi, su geçirmiyenler üzerine su akıtıIır. Su geçirenler üzerine mesh edilir.

Yaraya soğuk su zarar verirse, sıcak su ile yıkanır. Sıcak su da zarar verirse, mesh etmek lâzım olur. Mesh de zarar verirse, üzerinde bulunan şey üzerine mesh edilir.

Sargı bezinin, sağlam deri üstüne rastlayan kısmı üzerine de ve sargılar arasındaki deriye de, mesh edilir.

Bunların yarıdan fazlasına mesh yeterlidir. Bunlara mesh etmek de, yaraya zarar verirse, mesh edilmez. Bunları mesh, yaraya zarar vermezse, bunları mesh lâzım olur.

Bunları kaldırıp altlarındaki sağlam deriyi yıkamak, yaraya zarar vermezse, yıkamak lâzım olur.

Yaraya zarar vermek

Yara üstündeki sargıya veya merheme meshin câiz olması için, yarayı yıkamanın veya mesh etmenin, yaraya zarar vermesi şarttır. Zarar, şifânın gecikmesi yâhud ağrının artması demektir.

Mesh ettikten sonra, bunlar, yara iyi olmadan alınır veya düşerlerse, mesh bozulmaz. Yara iyi olup da düşerlerse, altlarını yıkamak lâzım olur. Bunlar üzerine mesh, altlarını yıkamak yerine geçer.

Bunlara mesh edenler özür sâhibi olmaz. Bunlar, sağlam kimselere imâm olabilir. Müslüman ve uzman doktorun, ıslatılmaması lâzımdır dediği bir yer, yara gibi olur. Bunlara mesh etmekte abdestsiz ve cünüb hep birdir.

Özür sahibi

Soru: Özür sâhibi kime denir?

Cevap: Herhangi bir namaz vakti içinde, namaz vaktinin başından sonuna kadar, abdest alıp, yalnız farzı kılacak kadar bir zaman, abdestli kalamıyan kimseye özür sâhibi denir.

Özür sâhibi olmak için, abdesti bozan bir şeyin, devâm üzere mevcût olması lâzımdır. Böyle olan kimse özrü gördüğü andan itibâren, özür sâhibi olur.

Özürlü olmak

Soru: Ne zaman özür sahibi olunur?

Cevap: İdrâr, yaradan kan ve herhangi bir sıvı, irin akması gibi, abdesti bozan şeylerden biri, hep mevcût olur, ya'nî bir namaz vaktinin başından sonuna kadar, bir abdest alıp, farzı kılacak kadar, durdurulamazsa, o kimse, özür sâhibi olur.

Bir namaz vakti girdikten sonra, farzı kılacak kadar zaman sonra özür başlasa, vaktin sonu yaklaşıncaya kadar bekler, hiç durmadı ise, vaktin sonunda abdest alıp, o vaktin namazını kılar.

Namaz vakti çktıktan sonra, sonraki namaz vakti içinde durursa, önceki namazını i'âde eder. İkinci namaz vaktinin başından sonuna kadar hiç kesilmezse, özür sâhibi olduğu anlaşılır ve kılmış olduğu önceki vaktin namazını i'âde etmez.

Özürlünün abdesti

Soru: Özür sâhibinin abdesti ne zaman bozulur?

Cevap: Özür sâhibi olan, namaz vakti girince abdest alır. Bu abdest ile, istediği kadar farz ve nâfile kılar ve Kur'ân-ı kerîm okur. Namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur.

Her namaz vakti girdikten sonra, yeni abdest alıp, bu vakit çıkıncaya kadar her ibâdeti yapar.

Öğleden başka dört namazdan birinin vakti girmeden önce aldığı abdest ile, bu namaz kılamaz. Çünkü, öğle namazının vakti başlarken, bir namazın vakti çıkmıyor.

Özür sâhiblerinin, devâm eden özürleri, abdestini bozmaz. Fakat, başka bir abdest bozan sebep ile bozulur. Vakit çıkınca, özür sebebi ile de bozulmuş olur. Özürsüz, sağlam iken kılmadığı namazlar, hasta ve özürlü iken de kazâ edilir.

Mâliki taklid

Soru: Özrü bir namaz vaktinin tamamında gelmiyen kimse Mâlikîyi taklid edebilir mi?

Cevap: Mâlikî mezhebine göre, özür sâhibi olmak için, hastalık sebebi ile çıkan, abdesti bozan birşeyin bir defa çıkması yeterlidir. Bir namaz vakti içinde devâmlı çıkması lâzım değildir.

Namazdan önce veya namaz içinde idrâr, yel kaçıran hastaların ve ihtiyârların abdestlerinin ve namazlarının bozulmaması için, meşakkat, güçlük hâlinde Mâlikîyi taklîd etmeleri ve imâm olmaları sahîh olur.

Özürün bitmesi

Soru: Özrün devam edip etmemesi nasıl anlaşılır?

Cevap: Özür sâhibinin özrü, sonraki her namaz vaktinde, bir defa, biraz akınca, özrü devam ediyor sayılır.

Bir farz namazın vaktinde hiç gelmezse, ya'nî namaz vakti başından sonuna kadar özürsüz geçerse, o kimse özür sâhibi olmaktan çıkar.

Özürlünün imâmlığı

Soru: Özürlü kimse özürsüze imâm olabilir mi?

Cevap: Özürlü kimse, sağlam kimselere imâm olamaz. Ayrıca, devamlı abdestsiz olmaktan başka, üzerinde dirhemden çok necâset bulunan, Kur'ân-ı kerîmi doğru okuyamayan da, böyle olmayanlara imâm olamazlar.








GUSÜL ABDESTİ


Soru: Guslü gerektiren hâller nelerdir?
Cevap: Hayz veya lohusalık hâli bitince, yahut cünüp olunca gusletmek farzdır.

Hayz bitince, cünüp de olursa, ikisi için bir gusletmek yetişir. Kadın cünüp iken hayz görürse, isterse hemen gusleder, isterse hayz bitene kadar bekler, sonra ikisi için bir defa gusleder.

Bir kimse, şu hâllerde cünüp olur:

1- Zevciyet muâmelesi. [Bu durumda meni akmasa da, her ikisine de gusletmek farz olur.]

2- Rü'yâda ihtilâm olmak.

3- İstimnâ [mastürbasyon] guslü gerektirir.

4- Cünüp olup, idrar yapmadan guslettikten sonra menînin geri kalan kısmı, şehvetsiz aksa, tekrar gusletmek gerekir.

Bunun için, gusülden önce idrara çıkıp, idrar yolunda kalmış olan menî parçasını çıkardıktan sonra gusletmek lâzımdır.

5- Uyanıp, çamaşırında menî gören, ihtilâm olduğunu hâtırlamasa da gusleder.

Cünüb neleri yapamaz

Soru: Cünüb olan neleri yapamaz?

Cevap: Cünüb olan kimse şunları yapamaz:

1- Namaz kılamaz.

2- Mushafa el süremez.

3- Kur'ân-ı kerîm okuyamaz.

4- Câmiye giremez.

5- Ka'be'yi tavâf edemez.

Guslü gerektirmeyen hâller

Soru: Guslü gerektirmeyen hâller nelerdir?

Cevap: Halk arasında guslü gerektirdiği sanılan ba'zı hâller, guslü gerektirmez. Bunlardan ba'zıları şunlardır:

1- Bir erkek, kendi hanımını veya başka bir kadını yâhut bir erkeği çıplak görmekle, gusül gerekmez. Bir kadın, kendi kocasını veya başka bir erkeği veya bir kadını çıplak görmekle gusül gerekmez.

2- Kadına dokunmakla, çıplak resme bakmakla veya düşünmekle mezi gelse, fakat menî gelmese gusül gerekmez.

3- İdrar yaptıktan sonra gelen yapışkan prostat sıvısı ve vedi guslü gerektirmez. Ağır birşey kaldırmak veya bir yerden düşmek gibi sebeplerle menî çıkarsa, yine gusül gerekmez.

4- İhtilâm olduğunu hatırlayanın, menî görmezse gusletmesi gerekmez.

5- Spiral guslü gerektirmez.

6- Kıl koparmak, etek tıraşı olmak, makattan muayene olmak veya fitil kullanmak, guslü gerektirmez.

7- Kadınların ön ve arkadan muayene olması ve fitil kullanması guslü gerektirmez. Doktora muayene olurken lezzet duyarsa gusleder.

Guslün farzları

Suâl: Guslün farzı kaçtır?

Cevap: Hanefîde guslün farzı üçtür:

1- Ağzı yıkamak. Buna Mazmaza denir. Ağzın içinde iğne ucu kadar ıslanmadık yer kalırsa, dişlerin üzeri ve diş çukuru ıslanmazsa gusül olmaz.

2- Burnu yıkamak. Buna istinşâk denir. Burundaki kuru kirin altı yıkanmazsa gusül sahîh olmaz. Hanbelîde, mazmaza ve istinşâk, abdest alırken de, gusülde de farzdır.

3- Bedenin her yerini yıkamak. Göbek içini, bıyık, kaş ve sakalı ve altlarındaki derileri ve saçları yıkamak farzdır. Tırnaklarda, dudak, göz kapağı veya vücûdun herhangi bir yerinde su geçirmeyen maddeler, meselâ tırnakta oje bulunursa, gusül abdesti alınmış olmaz. Kadınlar, örülü saçın diplerini ıslatınca, örgüyü çözmesi gerekmez. Saç dipleri ıslanmazsa, örgüyü açmak gerekir. Örülmemiş saçların her tarafını yıkamak farzdır. Kına, mürekkep gibi altına su geçiren boyalar gusle mâni olmaz.

Guslederken ıslandığını çok zannetmek yetişir. Herhangi bir yerini yıkamayı unutup, namaz kılsa, sonra hâtırlasa, orasını yıkayıp farzı tekrar kılar.

Sünnet üzere gusül

Soru: Guslün sünnetleri nelerdir?

Cevap: Abdestin ve guslün vâcibi yoktur. Guslün sünnetlerinden bazıları şöyledir:

1- Elleri yıkamak.

2- Edep yerlerini yıkamak.

3- Bütün bedeni pislikten temizlemek.

4- Önce abdest almak.

5- Bütün bedeni, üç defa yıkamak.

6- Niyet etmek.

7- Önce başa, sonra sağ, sonra sol omuzdan üçer defa su dökmek.

Gusül abdesti nasıl alınır?

Soru: Sünnet üzere nasıl gusledilir?

Cevap: Sünnet üzere gusül abdesti almak için, önce, temiz olsa da, ellerini, avret yerini ve varsa bedenindeki necâseti yıkamalı, sonra, tam bir abdest almalı, sonra bütün bedene üç defa su dökmelidir.

Önce üç defa başa, sonra sağ omuza, sonra sol omuza dökmeli, her döküşte, o taraf tamamen ıslanmalıdır. Birinci dökmede ovmalıdır.

Gusülde suyu isrâf etmemelidir. Resûlullah efendimiz yaklaşık 5 litre su ile guslederdi. Kir için yıkanınca fazla su kullanmak israf olmaz. Önce gusledip sonra kir için yıkanılabilir.

Soru: Cünüb iken tırnak kesilir mi?

Cevap: Cünüb iken, kıl koparmak, saç ve tırnak kesmek mekrûhtur. Hayzlınınki mekrûh olmaz.

Her Cum'a günü yıkanmak ve fazla kılları temizlemek müstehabdır. Kılları ilâç (Rosma pudrası) veya jilet ile veya yolarak almak câizdir. 15 günde bir tıraş edilebilir. 40 günden fazla, tıraş etmemek tahrîmen mekrûhtur.

Kadınlara âit bilgiler

Soru: Hayz ve nifâs hakkında kâfi bilgi verir misiniz?

Cevap: Beyazdan başka her renge Hayz kanı denir. Hayz görmeye başlayan kız Bâliga olmuş olur. Kan görüldüğü andan, kesilene kadar olan günlerin sayısına âdet zamanı denir.

Âdet zamanı en çok 10, en az 3 gündür. 10 günden sonra gelen kana istihâza kanı denir. Bu, hastalık kanıdır. Diğer üç mezhebde hayzın en çoğu 15 gündür. Hayz kanı devamlı akmayabilir.

Hergün az miktar kan görülmesi, hayz hâlinin devam ettiğini gösterir.

Temizlik müddeti

Soru: İki hayz arasındaki temizlik müddeti ne kadardır?

Cevap: iki âdet arasında en az 15 gün temizlik hâli olur. Kan, en az 15 günlük temizlikten sonra gelip 3 günden önce kesildiğinde, namaz vaktinin sonu yaklaşıncaya kadar bekler. Sonra gusletmeden yalnızca abdest alıp, o namazı kılar ve önce kılmadıklarını kazâ eder. O namazı kıldıktan sonra kan yine gelirse, namaz kılmaz. Yine kesilirse vaktin sonuna doğru abdest alıp, o namazı kılar ve kılmadıklarını kazâ eder. 3 gün tamam oluncaya kadar böyle yapar.

Âdetin değişmesi

Soru: Âdetin değişmesi nasıl olur?

Cevap: Üç gün kan gelip, normal âdet süresinden önce kesildiğinde, namaz vakti sonuna kadar bekler, kan görmezse gusledip, o namazı kılar. Kılmadıklarını kazâ etmez. Normal âdet zamanı geçinceye kadar bekler.

Âdet zamanı belli olan kadın, bir defa başka sayıda hayz kanı görse, âdeti değişmiş olur. Temiz gün sayısı da böyledir. Meselâ, âdeti 5 gün, temizlik hâli 20 gün olan bir kadın, hayz hâlini 7 gün görse âdeti değişmiş 7 gün olmuş olur.

Âdeti 7 gün olan kadının kanı, 8 gün devam eder sonra kesilirse, âdeti 8 güne çıkmış olur. Fakat 11. gün tekrar gelirse, 7 günden sonrası istihâza kanı olur. 7 günden sonraki namazlarını kazâ eder. Normal âdeti 7 gün iken 5 günde kan kesilirse, gusledip namazını kılar.

Âdetin başlayış ve bitiş vaktini bilmek çok önemlidir. Meselâ, âdeti 5 gün olan kadının özrü, 10 günü 3 dakika aşmış olsa, âdet zamanı olan 5 günden sonra gelenler, istihâza kanı olur. 10 gün geçmeden ya'nî 10 günden birkaç dakika önce kesilmiş olursa, hepsi hayz olur. Bunun için her kadının, kendi hayz ve temizlik gün sayısını ezberlemesi gerekir.

Özürlü olmak

Soru: Ramazanda hayzı kesilen kadın ne yapar?

Cevap: Ramazanda, sahurdan sonra, hayzdan veya nifâstan kesilen, o gün yiyip içmez. Fakat, o günü kazâ eder. Hayz veya nifâs gündüz başlarsa, o gün yiyip içer.

Hayz olmayıp istihâza kanı gelen kadın, idrarını tutamıyan veya bir yerinden devamlı kan akan kimse gibi özürlü olur. Kan aksa da, namazını kılar, orucunu tutar. Özürlü olduğu için, her namaz için, o namazın vakti girince abdest alması lâzımdır. Fakat Mâlikî'yi taklîd ederse, abdesti bozulmuş olmaz.

Hayz ve nifâsta yasaklar

Soru: Nifâs nedir?

Cevap: Lohusalık kanına nifâs kanı denir. Nifâsın en çoğu 40 gündür. Daha sonra gelen kan istihâza kanıdır. Nifâsta da âdet günü vardır.

Meselâ, nifâs âdeti ilk çocuğunda 25 gün ise, bundan sonraki çocuğunda 25 gün olur. Âdeti değişmemişse âdeti 25 gün olur demektir.

Soru: Hayz veya nifâs hâlinde olan kadınlar neler yapamaz?

Cevap: Hayzlı veya nifâslı şunları yapamaz:

1- Namaz kılamaz.

2- Oruç tutamaz.

3- Kur'ân-ı kerîm okuyamaz. Hadîs-i Şerîfte, (Hayzlı, cünüp olan, Kur'ândan birşey okuyamaz) buyuruldu.

4- Mushafa el süremez. Çünkü Kur'ân-ı kerîmde, (Ona [Kur'ân-ı kerîme] temiz olanlardan başkası dokunamaz) buyuruluyor. (Vâkıa 79) Peygamber efendimiz de, (Kur'âna ancak temiz olan dokunabilir) buyurdu.

5- Câmiye giremez. Hadîs-i Şerîfte, (Cünüp ile hayzlıya mescide girmek helâl olmaz) buyuruldu.

6- Kâ'beyi tavâf edemez. Çünkü tavâfta abdestli olmak lâzımdır.

7- Zevciyet muâmelesinde bulunamaz. (Bekâra 222)

Mâliki'yî taklîd

Soru: İdrar kaçıran, abdest tutmakta zorluk çekenler Mâlikîyi taklîd etmeli midir?

Cevap: İdrâr kaçıranların, kanamalı yarası, akıntısı olanların ve necâset temizlemekte zahmet çekenlerin, abdest tutmaları zor olan yağlıların Mâlikî mezhebini taklîd etmeleri, iyi olur.

Mâlikî mezhebinde, makattan ve bedenden, cerâhat, sarı su, kan çıkınca abdest bozulmaz. Abdesti bozanlar, meselâ; idrar hastalık ile çıkarsa ve çıkmasına mâni, engel olunamazsa, hastanın abdestini bozmaz. İstibrâ zamanı uzun süren veya sonraları damlayan, idrarını tutamyyan ve bir namaz vakti devamlı akmadığı için Hanefîde özürlü olamıyanların da Mâlikî mezhebini taklîd etmeleri iyi olur.

Soru: Mâlikî mezhebini taklîd eden, nelere dikkat etmelidir?

Cevap: Mâlikî mezhebini taklîd eden Hanefî, kendi mezhebine ilâveten Mâlikî mezhebinin farzlarına uyup müfsidlerinden kaçar. Bunlar:

1- Gusülde niyet, müvâlât ve delk farzdır. Gusülde, abdestte ve namaza başlarken niyette Mâlikî mezhebine uymaya niyet etmelidir. [Müvâlât, uzuvları aralıksız yıkamaktır. Delk avuç ile veya başka bir şey ile yıkanan yerleri hafif sıvazlamaktır.]

Gusülde saçları hilâllemek, ya'nî saçların arasına iki el parmaklarını sokup tahlîl etmek farzdır. [Bu farz, saçı tarakla taramakla da yerine gelir.]

2- Abdestte, niyet, müvâlât, delk, başın tamamını meshetmek ve sık sakalı yıkamak farzdır.

a) Başı meshederken, başın kulak arkasındaki kulağa kadar uzanan saçsız deri baştan sayıldığı için burası da meshedilir.

b) Kadın, saçları çok uzun olsa da, hepsini mesheder.

c) El parmaklarının arasını hilâllemek farzdır. Ayaklarınki müstehabdır.

3- Hanımına veya yabancı kadınlara [Cildine veya saçlarına] şehvetle dokunan erkeğin, erkeklere şehvetle dokunan kadının abdesti bozulur. Şehvetsiz dokunursa abdest bozulmaz. [Kendi ön edep yerine elinin içi ile dokunan erkeğin abdesti bozulur, kadının abdesti bozulmaz.]

4- Teyemmüm, namaz vakti girdikten sonra yapılır.

5- Mestin üst ve altı tamamen meshedilir. Mesti, ayağı yıkamak meşakkatinden dolayı giymek sahîh olmaz. Sünnete uymak veya soğuktan korunmak gibi bir niyetle giymek lâzımdır.

6- Namazda her rek'atte Fâtiha okumak, iki secde arasında oturmak, rükü'da, secdelerde tuma'ninet, ya'nî sakin durmak ve namaz sonunda selâm vermek farzdır. [Cemâ'at imâm arkasında Fâtiha okumaz.]

7- Abdest aldıktan veya guslettikten sonra Mâlikîyi taklîd için niyet etmediğini hatırlayan kimse, abdest veya gusülden sonra, (Bu abdesti, bu guslü Mâlikîye göre aldım) demesi kâfidir. Abdesti ve guslü sahîh olur.

Taklîd mezheb değiştirmek değildir

Soru: Başka bir mezhebi taklîd mezheb değiştirmek mi olur?

Cevap: Bir mezhebi taklîd demek, kendi mezhebinden çıkıp, o mezhebe girmek demek değildir. O mezhebdeki taklîd ettiği mes'elenin yalnız farzlarına ve müfsidlerine uyar. Sünnetlerine, mehrûhlarına uymaz.

Hanefîde sünnet olan bir şey, Mâlikî'de mekrûh olsa da yapılır. Meselâ:

a) Hanefî mezhebinde, namaz kılarken, Fâtiha'dan önce, E'ûzü Besmele çekmek sünnet, Mâlikî'de mekrûhtur. Mâlikî'yi taklîd eden, E'ûzü Besmele okur.

b) 104 km veya daha fazla mesâfedeki seferde giriş-çıkış günleri hâriç, 4 gün veya daha fazla kalmaya niyet eden mukîm olur. Namazlarını tam kılar.

Mâlikî'yi taklîd eden kadının muayyen hâli on günü geçerse, meselâ 13 gün devam ederse, bu kadının temizlendikten sonra on günden sonraki üç günü kazâ etmesi lâzımdır.









TEYEMMÜM


Soru: Teyemmüm Nedir?
Cevap: Su bulunmadığı veya bulunup da özür sebebiyle kullanmak mümkün olmadığı hâllerde, temiz bir toprak veya taş, kum, kerpiç gibi toprak cinsinden bir şey ile abdestsizliği veya cünüplüğü gidermek için, elleri toprağa sürüp yüzü ve kolları mesh etmektir.

Teyemmümün fazları

Soru: Teyemmümün farzı nelerdir?

Cevap: Teyemmümün farzı üçtür:

1- Cünüplükten veya abdestsizlikten temizlenmek için niyet etmek.

2- İki elin içini temiz toprağa sürüp, yüzün tamamını meshetmek.

3- Elleri temiz toprağa vurup, önce sağ ve sonra sol kolu meshetmek.

Teyemmümün farzı iki diyenlere göre de, ikinci ve üçüncü farz bir farz olarak söylenmiştir. İki şekli de doğrudur.

Teyemmüm hangi hâllerde yapılır?

Soru: Teyemmüm hangi hâllerde yapılır?

Cevap: Teyemmümü gerektiren başlıca hâller şunlardır:

1- Şehir dışında, sudan yaklaşık 2 km. uzakta bulunmak. Şehirde her zaman su aramak farzdır.

2- Su kullanmaya engel olan hastalık veya su kullanınca soğuktan ölmek veya hasta olmak tehlikesi varsa. Şehirde de olsa, hamam parası yoksa teyemmüm eder.

3- Kendi başına abdest veya gusül alamıyacak şekilde hasta olmak, para ile de yardımcı bulamamak. Yardımcı ile de teyemmüm edemiyen kılmaz. İyi olunca kazâ eder.

4- Yolcu olup, yanında içme suyundan fazla su yoksa.

5- Kuyudan su çıkarmak imkânı yoksa.

6- Su yakın ise de, su yanında düşman, yırtıcı hayvan vs. varsa veya kendisi hapiste ise veya abdest alırsan seni öldürürüz, malını alırız diye korkuturlarsa, teyemmüm ederek kılar ise de, bu sebepler kul tarafından oldukları için, gusledince, bu namazları tekrar kılması lâzımdır.

Teyemmümde niyet

Soru: Teyemmüme niyet nasıl olur?

Cevap: Teyemmüm ile namaz kılabilmek için, yalnız teyemmüme niyet etmek yetişmez. Ayrıca ibâdet olan başka bir şeyi, meselâ abdest için veya gusül için teyemmüm etmeye niyet etmek lâzımdır.

Teyemmüme niyet ederken, abdest ile guslü ayırmak gerekmez. Abdest için niyet etmekle, cünüplükten de temizlenilir. Cünüplükten temizlenmeye niyet edilen teyemmüm ile namaz kılınabilir, Kur'ân-ı Kerîm okunabilir. Abdest için ikinci teyemmüme lüzûm yoktur.

Teyemmümün sünnetleri

Soru: Teyemmümün sünnetleri nelerdir?

Cevap: Teyemmümün sünnetlerinden ba'zıları:

1- Besmele ile başlamak.

2- Avuçları, toprak üzerinde ileri ve geri çekmek.

3- Avuçta toprak varsa, iki eli silkmek.

4- Elleri toprağa koyarken parmakları açmak.

5- Önce yüzü, sonra kolları mesh etmek.

6- Abdest alır gibi, çabuk yapmak.

7- Önce sağ, sonra sol kolu mesh etmek.

8- Parmaklar arasını mesh etmek.

Namazı kaçırmamak için

Soru: Namazı kaçırmamak için teyemmüm edilir mi?

Cevap: Abdestsiz veya gusülsüz kimse, cenâze ve bayram namazlarını kaçırmamak için, su var iken bile, teyemmüm edebilir. Cum'a namazını ve beş vakit namazdan herhangi birinin vaktini kaçırmak korkusu olsa, su varken, teyemmüm edemez. Namaz vakti kaçarsa, kazâ eder. Meselâ, sabah güneş doğması yakın iken uyanan kimse, acele gusleder. Güneş doğarsa, sabah namazını, kerâhet vakti çıkınca ya'nî güneşin doğmasından yaklaşık 50 dakika sonra sünneti ile birlikte kazâ eder.

Sünnet üzere teyemmüm

Soru: Sünnet üzere teyemmüm nasıl olur?

Cevap: Sünnet üzere teyemmüm şöyle yapılır:

Önce cünüplükten veya abdestsizlikten temizlenmek için niyet edilir.

Sonra iki kolu dirseklerden yukarı sıvalı olarak, iki elin içini temiz toprağa, taşa, toprak veya kireç sıvalı duvara sürüp, en az üç parmağı değmek üzere, iki avuç ile yüz bir kere mesh edilir ya'nî sıvanır. Meshederken iğne ucu kadar el değmemiş yer kalmamalıdır!

Yüzü tam mesh edebilmek için, avuçlar açık ve dört parmak birbirlerine yapışık ve iki elin ikişer uzun parmaklarının uçları birbirlerine değmiş olarak, avuç içleri saç kesimine koyup, çeneye doğru yavaşça indirilir. Parmaklar yatay durumda alnı, göz kapaklarını, burnun iki yanını ve dudakların üzerlerini ve çenenin yüz kısmını iyice sıvamalıdır. Bu esnada avuç içleri de yanakları sığar.

Yüzü mesh ettikten sonra, iki avucu tekrar toprağa sürüp, birbirine çarparak, tozu toprağı silktikten sonra, önce sol elin dört parmağı içi ile, sağ kolun alt yüzünü, parmak ucundan dirseğe doğru sığayıp sonra, kolun iç yüzünü, sol avuç içi ile, dirsekten avuca kadar sığanır ve sonra sol baş parmak içi ile, sağ baş parmak dışı sığanır. Sonra, yine böyle sağ el ile, sol kol sığanır. El ayasını toprağa sürmek lâzımdır. Toprağın, tozun elde kalması lâzım değildir.

Teyemmümün vakti

Soru: Namaz vaktinden önce teyemmüm edilir mi?

Cevap: Teyemmümü, namaz vaktinden önce de yapmak ve bir teyemmüm ile çeşitli namaz kılmak Hanefîde câizdir. Diğer üç mezhebde, namaz vakti çıkınca teyemmüm bozulur.

Teyemmümü gerektiren özür hâli ortadan kalkınca, su bulununca, abdesti ve guslü bozan hâllerde, teyemmüm de bozulur. Namaz içinde iken bulursa, namazı da bozulur.

Toprakla teyemmüm

Soru: Toprak cinsinden olmıyan şeyler ile teyemmüm olur mu?

Cevap: Toprak cinsinden olan her temiz şey ile, üzerinde bunların tozu olmasa bile, teyemmüm edilir.

Yanıp kül olan veya sıcakta eriyebilen şeyler, toprak cinsinden değildir.

Bunlar ile teyemmüm edilemez. O hâlde, ağaç, ot, tahta, demir, pirinç, yağlı boya sıvalı duvar, bakır, cam ile teyemmüm edilmez. Kum ile olur. Kireç ve alçı ile, tuğla, yıkanmış mermer, çimento, sırsız fayans, sırsız porselen çanak çömlekle olur. Kireçle badana edilmiş duvardan teyemmüm edilir.

Bir topraktan birkaç kimse teyemmüm edebilir. Çünkü, teyemmüm edilen toprak ve benzerleri, müsta'mel, ya'nî kullanılmış olmaz.

Hastanın teyemmümü

Soru: Hasta, hangi hâllerde teyemmüm eder?

Cevap: Cünüb kimsenin vücûd yüzeyinin yarıdan fazlası yara ise, teyemmüm eder. Derisinin çoğu sağlam ise ve yaralı kısımları ıslatmadan yıkanması mümkün ise, su ile gusül edip, yaraların üzerini mesh eder. Mesh zarar verirse, üzerine bez koyup, bunu mesh eder.

Abdest aldıracak bir yardımcısı bulunan hasta, teyemmüm etmez. Yaralı kısımları ıslatmadan yıkanamazsa, yine teyemmüm eder.

Abdest uzuvlarından hepsinin yarıdan çoğu veya dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alıp, yaralı kısımları veya uzuvları mesh eder. Mesh zarar verirse, sargı üzerine mesh eder. Abdest uzuvlarından hepsinin yarıdan çoğu veya abdest uzuvlarının üçü veya dördü de yaralı ise, teyemmüm eder. Teyemmüm zarar verirse, namazı kazâya bırakır.

Yardımcı ile abdest

Soru: Para ile abdest aldırılır mı?

Cevap: Bir veya iki elinde çatlak veya başka yara olup, bunları ıslatmak zarar veren kimse abdest alamaz. Bu sebepten abdest alamıyan kimseye, hatır ile veya para ile başkasının abdest aldırması, müstehabdır. Başkasından yardım istemeden teyemmüm edip kılarsa, namazı kabûl olur.

Yardımcı veya para bulamazsa, teyemmüm etmesi de, câiz olur. Yaralı eline eldiven takıp, eldiven ile abdest alabilenin böyle abdest alması lâzım olur.









NECÂSETTEN TEMİZLİK


Soru: Necâsetten tahâret, temizlik nedir?
Cevap: Necâsetten temizlenmek namazın şartlarındandır. Ya'nî namaz kılanın bedeninde, elbisesinde ve namaz kılacağı yerde dirhem miktarından fazla necâseti, pisliği temizlemesi gerekir. Dirhem, katı necâsetlerde yaklaşık 5 gr.dır. Akıcı, sıvı necâsetlerde, açık el ayasındaki suyun yüzü genişliği kadar yüzeydir. Necâset, dirhem miktaından az ise namaz sahîh, geçerli olur ise de, yıkamak sünnettir. Dirhem miktarı bulunursa, tahrîmen mekrûh olur ve yıkamak vâcib olur. Dirhemden çok ise, yıkamak farzdır. Necâset miktarı, bulaştığı zaman değil, namaza dururken olan miktarıdır.

Temizleme şekilleri

Sıvı ve katı necâsetler, pislikler ancak yıkamakla temizlenir. Meselâ, insan derisinde, elbisesinde, seccadede bulunan necâset, ancak yıkamakla temizlenir.

Emici olmıyan, düz, parlak şeyler, meselâ cam, ayna, bıçak, yağlı boyalı eşya, vernikli eşya üzerindeki katı veya akıcı her necâset, el ile veya herhangi temiz şey ile silip, üç sıfatı, ya'nî renk, koku ve tadı gidince temiz olur.

Soru: Necâsetin çeşitleri nelerdir?

Cevap: Necâset iki çeşittir:

1- Kaba necâset: İnsandan çıkınca abdeste veya gusle sebep olan herşey, eti yenmiyen hayvanların eti, pisliği ve idrarı, insanın ve bütün hayvanların kanı ve kümes ve yük hayvanlarının, davarın necâsetleri kaba necâsettir.

2 - Hafîf necâset: Eti yenen dört ayaklı hayvanların idrarı ve eti yenmiyen kuşların pisliği hafîf necâsettir. Hafîf olan necâsetlerden, bir uzva ve elbisenin bir kısmına bulaşınca, bu kısmın veya uzvun dörtte biri kadarı namaza zarar vermez. Güvercin, serçe ve benzerleri gibi eti yenen kuşların pisliği temiz kabûl edilir.

Affedilen miktar

Sıvıya damlayınca necis yapmaları bakımından kaba necâsetle hafîf necâset arasında fark yoktur.

İğne ucu kadar elbiseye sıçrayan idrar ve kan damlaları ve sokakta sıçrayan çamurlar affedilmiştir. Çünkü bunlardan korunmak güç olduğu için, zarûret kabûl edilmiştir. Necâsetin imbiklenmesi ile elde edilen sıvı necistir. Çünkü, bunu kullanmakta zarûret yoktur.

Bunun için imbiklenerek elde edilen rakı ve ispirto kaba necis olup içilmeleri de şarap gibi harâmdır. Zarûretsiz kullanılan kolonya, ispirto ve tentürdiyod gibi alkollü ilâçlar, namaz kılarken, elbiseden ve deriden yıkanıp temizlenmesi lâzımdır.

Elbisede necâset

Soru: Elbisede necâset bulaşan yer unutulsa ne yapılır?

Cevap: Elbisesinin veya vücûdun bir yerine necâset, pislik bulaşan kimse, bulaştığı yeri unutsa veya bulamasa, kuvvetle zannettiği yerini yıkasa, temizlendi kabûl edilir. Namazdan sonra meydana çıksa, namazı iâde etmez.

Yolda rastlanan bir suyun temiz olduğu iyi bilinir veya temiz olduğu çok zan edilirse, bununla abdest alınır. Hattâ, su az ise, buna necâset karıştığı iyi bilinmedikçe, bununla abdest alınır ve gusledilir. Böyle su varken teyemmüm edilmez.

Çünkü, her suyun aslı temizdir, zan ile pis olmaz. İbâdetler, fazla zan edilmekle, temiz ve doğru olur. Îmân, i'tikâd ise, çok zan ile doğru olamaz, iyi bilinmekle doğru olur. Gayrı müslimlerden alınan elbise, halı ve sâire temiz kabûl edilir. Ehl-i kitâbın kesmiş oldukları, aksi sâbit olmadıkça, temiz kabûl edilir.

Yaş ayak ile necis yerde meselâ necis halı üzerinde yürünse, yer kuru ise, ayaklar necis olmaz. Yer yaş olup ayaklar kuru ise, ayaklar ıslanırsa, necis olur.

İstincâ

Soru: İstincâ nedir?

Cevap: Büyük ve küçük abdest bozduktan sonra kalan pisliği temizlemeye istincâ denir. Gaz çıkınca temizlemek, ya'nî tahâretlenmek lâzım değildir.

Muhterem, kıymetli şeylerle, meselâ ipek ile, zemzem suyu ile, başka yerde kullanılabilecek kâğıt ile istincâ caiz değildir. Boş kâğıda da saygı lâzımdır. Sadece bu iş için yapılmış tuvalet kâğıdı ile istincâ câizdir. İslâm harfleri ile yazılmış hiçbir kâğıtla istincâ edilmez.

Kocası veya hanımı olmıyan ağır hastanın istincâ yapması lâzım değildir. Fakat, kendine abdest aldırması lâzımdır. Önü ve arkayı kıbleye dönerek ve ayakta abdest bozmak caiz değildir. Gusül edilen yere idrâr yapmak uygun değildir.

İstibrânın önemi

Soru: İstibrâ nedir?

Erkeklerin küçük abdest bozduktan sonra, yürüyerek, öksürerek idrâr yolunda damlalar bırakmamasına istibrâ denir. İstibrâ yapmak vâcibdir. Kadınlar istibrâ yapmaz.

İstibrâdan sonra istincâ yapılır. Su ile tahâretten sonra bez ile kurulanır. Her kadın, her zaman, (Kürsüf) denilen bez veya pamuk kullanmalıdır.

İdrârdan sonra herkesten az veya çok idrâr sızıntısı gelir. Bunun için idrâr damlası kalmadığına kanâat gelmeden abdest almamalıdır. Çünkü bir damla sızarsa, hem abdest bozulur, hem de elbise kirlenir. Çamaşıra avuç içinden az sızmışsa, sonradan aldığı abdestle kıldığı namaz mekrûh olur. Çok sızmışsa, namaz sahîh olmaz.

Pamuk fitilin rahatlığı

İstibrâda güçlük çekenler, arpa kadar pamuğu idrâr deliğine koymalıdır. Sızan idrârı pamuk emer. Hem abdest bozulmaz, hem de iç çamaşır kirlenmez. Yalnız pamuk uzun olup ucunun dışarda kalmaması lâzımdır. Ucu dışarda kalır ve idrâr ile ıslanırsa, abdest bozulur. Herhangi bir hastalık sebebiyle abdest tutmakta güçlük çekenlerin, idrâr kaçıran yaşlıların Mâlikî mezhebini taklîd etmeleri iyi olur. Çünkü Mâlikîde hastalık sebebiyle gelen idrar abdesti bozmaz.

Soru: Tavuğu, kursağı çıkarılmadan kaynar suda haşlamak câiz olur mu?

Cevap: Bir tavuk kesilip içi ve kursağı çıkarılmadan, kaynar suda haşlansa, yemesi helâl olmaz. Kesip içi ve kursağı çıkarılıp, içi yıkandıktan sonra haşlanırsa, tüylerine necâset bulaşmamış ise, yemesi helâl olur.

Kaynamıyan sıcak suda bırakılan, içi boşaltılmamış tavuğun yalnız derisi necis olur, yolunup, içi boşaltıldıktan sonra, üç defa, soğuk su ile yıkanınca, her yeri temiz olur. İşkembe de